Anayasa m. 104 hükmünde aynen;
'Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır.' denilmektedir.
Nitekim Anayasa m. 90/4 hükmünde' Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.' denilerek temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerin normlar hiyerarşisinde kanunlarla eşit sırada olduğu söylemişse de fonksiyonunun kanunlardan ve hatta anayasadan daha üstün olduğu öngörülmüştür.
YANİ, TEMEL İNSAN HAKLARINA İLİŞKİN SÖZLEŞMELER 104 MADDESİNDE BAHSEDİLEN MÜNHASIRAN YETKİ KAPSAMINDA OLUP CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ İLE BU HUSUSTA HERHANGİ BİR DÜZENLEME YAPILMASI ANAYASANIN ÖZÜNE AYKIRIDIR.
Açıkça yetki gaspı söz konusudur. TBMM'nin, ulusal egemenliğin yani yasamanın yetkileri yürütme tarafından gasp edilmiştir. DOLAYISIYLA CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ HUKUKEN YOK HÜKMÜNDEDİR.
Yine Anayasanın 13. Maddesinde 'Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.' denilmiş 14. Maddesinin 2. Fıkrasında ise, Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.' denilmiştir.
Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti 1985 yılında imzaladığı ve 1986 yılında yürürlüğe konulan CEDAW Sözleşmesi gereğince KADIN YÖNELİK HER TÜRLÜ AYRIMCILIKLA MÜCADELE ETMEYİ VE BU MÜCADELE KAPSAMINDA ULUSAL HUKUKUNDA GEREKLİ HER TÜRLÜ YASAL DÜZENLEMEYİ YAPMAYI TAAHHÜT VE KABUL ETMİŞTİR.
20 Mart 2021 tarihinde Resmi Gazete Yayınlanan 3718 sayılı Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedildiğine dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi İNSAN HAKLARINA, ANAYASAYA VE CEDAW SÖZLEŞMESİNE DE AYKIRIDIR.