MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
Karadeniz Bölgesindeki Samsun-Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Artvin-Amasya- Çorum-Tokat-Sinop Eğitim-İş sendikası şubelerinin yönetim kurulları ve üyelerinin katıldığı basın açıklamasında Eğitim-İş ev sahibi Samsun Eğitim-İş sendikası Onur Anıtı önünde bir araya geldiler.
SARAYLARDA DEĞİL ALANLARDAYIZ!
Onur anıtı önünde gelen konukları karşılayan Samsun Eğitim-İş şube başkanı Volkan Erken şunları ifade etti. "Rize –Artvin- Tokat-Çorum ve Amasya şube başkanlarım, sevgili basın, değerli üyelerimiz, değerli Samsun halkı bugün, buraya bizi desteklemeye geldiğiniz için hepinize teşekkürü bir borç bilirim. 31 Ağustos'ta Burdur'dan başlayan, basın açıklamalarının dördüncüsünde İlkadım kenti Samsun'dayız. Öğretmenlik meslek kanunu mesleğimizin onuruna yaptığı saldırıyı kamuoyuyla paylaşmak, bu kanunun iptal edilmesi için, mücadelemizi yürütmek için, saraylarda değil alanlardayız. 31 Ağustos'ta Burdur'dan başlattığımız basın açıklamasının dördüncüsünü Samsun'da basın açıklamasını yapmak üzere genel başkanımıza mikrofonu veriyorum" dedi,
HİÇBİR BASKI, TEHDİT BİZE GERİ ADIM ATTIRAMAYACAK!
Eğitim-İş sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay yağmura rağmen kalabalık kitleye şöyle seslendi.
" Mesleğimize topyekûn bir saldırı niteliğinde olan öğretmenlik meslek kanununa karşı yoğun Eğitim-İş ordusunun başlattığı yoğun eylemlilik sürecinin bugün dördüncü ayağı Samsun'dayız! Samsun Kurutuluşa giden o en değerli en önemli İlkadımın atıldığı kentten hep birlikte anlamayanlara, anlamak istemeyenlere, bir kez de öğretmen sorumluluğuyla alanlarda ders vermek için bugün buradayız. Ülkemizin kurucusu ve başöğretmen Atatürk'ün sınıfında arkasında duracak ve gelecek nesillere emanet edecek kadar yücelttiği öğretmenlik mesleği 20 yıldır düzenlenen sistematik itibar saldırı dozunun daha da arttığını görmekteyiz. Bizle bu mücadeleye ilk önce, Burdur'dan başladık. Burdur'un bir anlamı vardı. Sendikal anlamda tarihi önderimiz olarak, tarif ettiğimiz, Fakir Baykurt yıllar önce yine iktidar elini kullanarak baskı yapanlara, emeğini sömürenlere, öğretmenlik mesleğinin itibarına saldıranlara, öğretmen el açmaz, yalvarmaz, boyun eğmez, ders verir demişti. Öğretmene hoyrat davranılmaz, öğretmene saygı duyulur demişti. Bizde bu şiarla yola çıktık. Ve bugün dördüncü ayağı Samsun'dayız mücadelemizin! Buradan bir kez daha haykırıyoruz, bu mücadeleyi aynı kararlılıkla inançla sürdürmeye devam edeceğiz. Hiçbir baskı, hiçbir tehdit, nereden gelirse gelsin, bize asla mücadelemizden geri adım attıramayacak. Bugün öğretmenlik cumhuriyet tarihi boyunca, eşi görülmemiş bir saldırıyla karşı karşıya 20 yıl içerisinde refahımızı aldılar, mesleki haklarımızı kırptılar, yaşanabilir bir emeklilik hayalimizi bile çaldılar şimdi çıkardıkları öğretmenlik meslek kanunu ile itibarımızı da almak istiyorlar" diye ifadelerde bulundu.
ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNUN BASİT BİR ESKİZ NİTELİĞİ TAŞIYOR!
Eğitim-İş Genel başkanı sicim gibi yağan yağmura inat konuşmasını şöyle devam ettirdi. "Bugün 'Orada dur' demek için, bugün kanun çıkarken de Meclis'te bize parmak sallayan vekillere "Öğretmene parmak sallanmaz" sözünü alanlarda çınlatmak için, eğitim emekçilerinin haklarının Saray'larda kısık sesle el pençe durarak değil, gür sesle alanlarda haykırarak alınacağını bir arada durduğumuzda kazanacağımızı göstermek için bugün buradayız. Hepinizin bildiği gibi öğretmene Eğitim-İş'in eğitimin bileşenlerine danışılmadan, sarayın arka odalarında yandaş sendikayla ve bugün iktidarı destekleyen STK görünümü altında örgütlenmiş birçok tarikat ve cemaatin işbirliğinde, öğretmenlik meslek kanunu adı verilen, sözde bir kanunla karşı karşıyayız. Bakın bu kanunun toplam 12 maddeden oluşuyor. Yürürlükte atık maddeleri çıksanız geriye 3-4 madde kalıyor. Bugün tekrar sordular, demiş ki cumhurbaşkanı ve Milli Eğitim Bakanı, 60 yıllık özlem. 60 yıllık özlem 20 yıldır iktidarsın yapabildiğin 12 madde, çoğu yürürlükte vallahi helal olsun. Ancak, size yakışır. Biz bunun bir teneffüs arasında bile hazırlardık. Yani 20 yıldır iktidarda olup da müjde dedikleri kanunu hepiniz biliyorsunuz öğretmenleri ayrıştırmaktan, eğitimi ayrıştırmaktan, öteye gitmeyen, karalamadan öteye gitmeyen, basit bir eskiz niteliği taşıyan, biz öğretmenlerin bir teneffüs arasında bile hazırlayabileceği kadar basit bir şeyi ancak, bu anlayışa yakışırdı diyorum. Bu kanun; sözleşmeli, ücretli, kadrolu diye ayrıştırılarak sömürülen öğretmenlerin, yeni unvanlarla bir kez daha ayrıştırılmasına ve okullardaki huzur ortamının, çalışma barışının bozulmasına yol açacaktır. Yeni unvanlar, sadece öğretmenler arasında değil veliler ve öğrenciler arasında da suni rekabet tohumları ekecektir. Velilerden gizlice kayıt parası toplayan liyakatsizce atanmış devlet okulu yöneticileri için yüksek unvanlı öğretmenin sınıfına öğrenci yerleştirmek yeni bir gelir kapısı olacaktır" şeklinde konuştu.
KANUNDAKİ KARİYER BASAMAKLARDAN BİRİSİNE BAŞÖĞRETMEN ADININ VERİİLMESİ HADSİZLİKTİR. "Bu süreç yalnızca, öğretmenlerin, tüm yurttaşların, tüm velilerimizi ve öğrencilerimizi yakından ilgilendiriyor. Meslek kanunundan çok, bir teneffüs aralığında hazırlanabilecek kadar basitlikte olan, 12 maddeden ibaret bu metin, sadece öğretmenliğe değil ülke tarihine dair de hadsizlikler barındırmaktadır. Cumhuriyet kavramlarını yerli yersiz kullanarak içini boşaltmayı yöntem olarak belleyen iktidar, aynı taktik için bu kanunu da vesile etmiştir. Kanundaki kariyer basamaklarından birine Başöğretmen adının verilmesi, tartışılmaz bir hadsizliktir. Bu ülkenin bir tane Başöğretmeni olduğunu, bizlerin O'nun sıfatını paylaşmayı değil, bize bıraktığı mirası korumayı yegâne hedef saydığımızı idrak edemeyen zihniyetin, küçük hesaplarının yansımasıdır. Buradan bir kez daha söylüyoruz bizim bir tane başöğretmenimiz var oda Mustafa Kemal Atatürk'tür. Oysa öğretmenlerin yeni unvanlara değil, insanlık onuruna yaraşır bir ücretle çalışmaya, liyakatsizce atanan yöneticilerin mobbinglerinden ve keyfi soruşturmalarından kurtulmaya, Anayasal bir hak olan güvenceli istihdama erişmeye, uydurulmuş kriterlere değil kıdeme göre ücret artışına öğrencilerimizin iktidarın sırtını sıvazladığı cemaat ve tarikatların elinden kurtarmaya ihtiyacı vardır. Öğretmenin eve boynu bükük, sınıfa düşünceli bir şekilde girmemeye ihtiyacı vardır" DİYEN Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Özbay yeterlilik sınavını şöyle anlattı.
"Üstelik kanunun dayattığı, ezbere dayalı sınava "yeterlilik sınavı" adı verilmesi bile öğretmene üstten bakışın göstergesidir. "Öğretmenler sınavdan korkuyor" ya da "Korkmayın sınav kolay olacak" gibi rencide edici söylemlerde bulunan yöneticiler, eğitime dair ağızlarını açmak için ne kadar yetersiz olduğunu ortaya koymaktadır. Bugün öğretmenliği bir kariyer mesleği olarak tarif edip, en büyük kariyerin öğretmenlik olduğunu anlamayanlar, bugün öğretmenliği bir sınavla, ezbere bilgilerle test etmeye çalışanlar, öğretmenliği yeterliliği ölçeceğiz diyenlere buradan bir kez daha ekliyorum. Sahi sayın bakan, sizin yeterliğiniz nedir? Hangi liyakatle hangi yeterlilikle bugün Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda oturuyorsunuz? Bugün Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna kendi şoförünüzü öğretmen eğitimci olmayan birçok kişiyi doldururken, hangi yeterliliği göze aldınız? Bakın yeterlilik görmek istiyorsanız, bugün taşrada, çocuklarının ısınma sorununu düşünen, sobayı yakmak zorunda kalan, öğrencisi aç kaldığında, ona ekmeğini sunan ekmeğini paylaşan öğretmenin gözlerine bakın. Bugün liyakat mi görmek istiyorsunuz? Yeterlilik mi görmek istiyorsunuz? Kendi çocuklarının eğitim masrafını karşılayamazken, sınıfa girdiğinde bütün sorunlarını bir kenara bırakıp, bu ülkenin çocuklarının nitelikli eğitim hakkı için, mücadele eden öğretmenin gözlerine bakın. Yeterlilik mi görmek istiyorsunuz? Bir milyona yaklaşmış, atanmayan öğretmenlerin gözlerine bakın. Yeterlilik mi görmek istiyorsunuz? Bugün devlet eliyle, her yıl 100 bine yakın asgari ücretin altında çalıştırdığınız ücretli öğretmenlerin gözlerine bakın. Yeterlilik mi istiyorsunuz? Bugün İstanbul'a atandığında, başkentine atandığında, maaşı ev kirasına yetmeyen, öğretmenlerin gözlerine bakın" diye konuştu.
SİZ HİÇBİR ÖĞRETMENİN MAFYADAN 10 BİN DOLAR ALDIĞINI GÖRDÜNÜZ MÜ?
Genel Başkan Kadem Özbay konuşmasının devamında şunları ifade etti. "Bakın buradan bir kez daha haykırıyoruz, bizim uzmanlık belgemiz diplomamızdır. Diploması olmayan ve yeterliliği olmayanlar biz ahkâm kesemez! Bakın savaş meydanlarında bile öğretmenini önceleyen, asıl savaş cehalete karşıdır diyen geleceğin mimarı olarak, öğretmenleri işaretleyen, sınıfta öğretmenin önüne geçmeyen ayakta bekleyen başöğretmen, başkomutan ebedi cumhurbaşkanımızdan bugün öğretmene ÇAPULCU sözü, dilinden dökülen cumhurbaşkanı, sayın cumhurbaşkanı ve sizi alkışlayanlar, sizin adınıza biz utanıyoruz, biz utanıyoruz, biz utanıyoruz. Ve size buradan bir öğretmen dersi vermek istiyorum. Biz öğretmenler, sınıfa girdiğimizde, hiçbir öğrencimizi ayrıştırmayız. Hiçbir öğrencimizin geçmişine, ailesine, diline, dinine, ırkına bakmayız. Sosyoekonomik durumuna bakmayız. Her öğrenci bizim için bir değerdir. Her bir öğrenciye, eşit adil davranmak, bir insani erdem ve bir öğretmen erdemidir. Bizde size, her seçim meydanından sonra, çıktığınız o balkondan, haykırışınızı bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Cumhurbaşkanı yani cumhur halkın başkanıdır. Halkınıza hakaret etmeyin. Öğretmenlerinize bu toplumun, geleceğin mimarlarına asla hakaret etmeyin. Çünkü öğretmenler unutmaz. Öğretmenler ders sayar cumhurbaşkanım. Ve buradan bir öğretmen olarak bir Türkçe dersi vermek istiyorum. "ÇAPULCU" diye bir kavram kullanıyorsunuz. ÇAPULCU, başkasının hakkını gasp eden, başkasının hakkını çalan, yağmalayan yağmacıya denir. Öğretmenler bugün kendi hakları için alanda. Başkasının hakkına göz diktiği için değil, kendi anasının ak sütü gibi, helal olan haklarını kazanmak için alanda. Siz hiçbir öğretmen gördünüz mü mafyadan 10 bin dolar alan? Siz hiçbir öğretmen gördünüz mü boşanma davasından milyonlar kırışan? Siz hiçbir öğretmen gördünüz mü ihaleye fesat karıştırmış? Eğer çapulcu arıyorsanız bence daha düzgün bakın göreceksiniz. Bugün artık eğitim öğretim dönemi başladı. Öğretmenlerimiz alanlardaydı, okullarındaydı, iş yerlerindeydi. Bütün sorunlarına rağmen, bu ülkenin geleceğine dair verdikleri sözleri vardı öğretmenlerin ve görevlerinin başındaydılar. Öğrencilerimizin bir kısmı geldi bir kısmı önümüzdeki hafta gelecekler. Yine eğitim öğretim dönemi birçok imkânsızlıklarla başlayacak. Ama değerli dostlar, meslektaşlarım, eğitim emekçileri hepinize buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Haklarınızı masalarda peşkeş çekenler, saraylarda el pençe divan duranlar, adeta birbirleriyle yandaşlık yarışına girenler, haklarınızı kendi zenginlikleri içerisinde yüzerken, üyeleri yoksulluk sınırının altında ücrete mahkûm olanları ve bunları görmezden gelenleri, hatta sendikal tarihte görülmemiş bir şekilde, eylemlerini iptal edenlerini sendika ağası olmuş olanları, üyelerinin yaşadıkları sorunlarını unutmuş olanlar savunamaz. Bir an önce bu sendikalardan istifa edin. Gerçekten haklarınızı savunacak, saraylarda el pençe durmayan, bugün olduğu gibi, alanlarda göğüs göğüse haklarınızı haykıran gerçek sendika Eğitim-İşe gelin. Korkmayın Eğitim-İş var" şeklinde ifadelerde bulundu.
YOL GÖSTERİCİMİZ BAŞÖĞRETMENİMİZİN ONUR ANITINDAYIZ!
Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Özbay konuşmasının son bölümünde de şunları söyledi.
"Bu cehalet, bu yozluk, öyle bir dağılarak artıyor ki o nedenle en tepedeki olanlara bir öğretmen sorumluluğuyla buradan uyarıda bulunmak istiyorum. Yine yeterliliğin ne olduğunu bilmediğimiz bir kişi ama ekrandan baktığımızda, elinden telefon düşmeyen, çünkü söyleyeceğini bilecek bir çapı olmayan, o telefondan gelen mesaja göre, kelimeleri arka arkaya sıralayıp kendine cümle kurmaya çalışan bir zat, öğretmenlerin ahlakıyla ilgili, yorum yapmış. Bu ülkenin çiftçisi, emekçisi, öğretmeni, işçisi alın teriyle kazanan, çalışan kazanan ve yaşamını sürdürmeye çalışan, her bir insan bu ülkedeki,
Sizlerin o refahını, o zenginliğini görmesine rağmen, bu ülkeye karşı bağlılığını, bu ülkeye karşı sorumluluklarını hiçbiri terk etmedi. Ama sizlerin nasıl zenginleştiğinizi sizlerin aslında hiçbir omurgasının olmadığını, Uğur Mumcu'nun da söylediği gibi, bir güç merkezi değiştikçe, dönüp durup fırıldak olduğunuzu herkes biliyor. Sizler bir gün yine öleceksiniz, bizle yine aynı tarafta duracağız bu ülkenin öğretmeni, çiftçisi köylüsü, üreticisi ahlaklı, asıl ahlaksız arıyorsanız aynaya bakın diyorum. Bugün yol göstericimiz, başöğretmenimizin, o ilk adımı attığı kentteyiz. Onur anıtındayız. Onurla taşıyoruz bize bütün emanetlerini. Onurla da savunmaya devam edeceğiz bütün emanetlerini. Ve buradan o günün inancı ve kararlığıyla, bir kez daha ekliyoruz. Biz mesleki onurumuza mesleki itibarımıza, biz bu ülkedeki, bütün insanların yurttaşların, emeğine alın terine ve cumhuriyetin aydınlanmasına, kararlılıkla sahip çıkacağız. Hiçbir tehdit, hiçbir baskı, bize asla geri adım attıramayacak. Mücadelemizin yoğunluğunu arttırarak, önümüzdeki süreçte, üretimden gelen gücümüzü de kullanma kararlılığıyla, ders vermeye alanlarda ders vermeye, devam edeceğiz. Bugün Samsun'daydık, Çarşamba günü Diyarbakır'da olacağız. 9 Eylül'de de anlamayanlara, anlamak istemeyenler birde kendi evimizin önünden anlatacağız. Bakanlığın önünde olacağız. Ücretli öğretmenlerin atanmayan öğretmenlerin, sözleşmeli öğretmenlerin, yoksulluk sınırının altında ücrete mahkûm edilmiş öğretmenlerin ve bütün eğitim emekçilerinin gözleriyle yüreğiyle bakacağız, o bakanın gözlerine. Ve orada bir kez daha haykıracağız. Mesleğimizin onuruna sahip çıkacağız. Ve oradan başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk'e hep birlikte saygı duruşuna gideceğiz hep birlikte. Ve biz kararlılıkla bu mücadeleyi yürüteceğiz, hiçbir baskı bize buradan geri adım attıramaz" dedi.