MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
Samsun -Sinop-Amasya Dişhekimleri Odası geleneksel hale getirdiği Bahar Sempozyumunun 17.'sinde de bir etkinlikle sürdürdü. Yazar Sinan Meydan'ın sunumu ve kitaplarını imzalaması katılımıyla Samsun Dişhekimleri Odasının 17. Bahar Sempozyumu Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salonunda gerçekleştir.
Samsun-Sinop-Amasya dişhekimleri Odası geleneksel Bahar Sempozyumunun 17. sini çeşitli alet ve edevatların yanı sıra, klinik muayene koltuğu, İmplantlar sergilendiği standı dolaşan dişhekimleri öğretim görevlilerinin verdikleri akademik kursları dinledikten sonra yazar Sinan Meydan'ın konuşmasını dinlediler.
Samsun Dişhekimleri Odasının 17. Bahar Sempozyumu nedeniyle Oda başkanı Dt. Övgü Tunçdemir Eyüboğlu şunları söyledi. "17. Bahar Sempozyumunu bu sene cumhuriyetin 100. Yılı konseptiyle düzenledik. Bunun için etikliklerimize sabah 08.30'da Tütün İskelesinde gerçekleştirdiğimiz bir törenle başladık. Bundan sonrasında bilimsel programımız başladı. Arkasından bir açılış programımız olacak. Bu arada mini bir konserimiz var. İlkadım'dan Kurtuluşa resim sergimizi valilik izniyle buraya getirdik ve burada sergiledik. Sinan Meydan'ı konuşmacı olarak davet ettik. Daha sonrasında da Samsun yerelinde bir sanatçıyla mini bir konserimiz olacak. Sosyal programımız burada bitmiş oluyor. Bilimsel eğitime geçiş başlayacak. 2 gün boyunca Karadeniz'in en büyük dişhekimleri olarak sempozyumumuzu gerçekleştireceğiz."
Tarihçi yazar Sinan Meydan, kendisini konuşmacı olarak davet eden Samsun Dişhekimleri Odası üyelerine şunları söyledi. "29 Ekim 1923'te de resmi bir şekilde kurulmuş olan aslınd a4-5 yıllık bir kuruluş sürecine sahip işte burada o süreci anlatacağım. Yani bir taraftan işgalcilerle mücadele ederken, Mustafa Kemal ve Türk milleti diğer taraftan da egemenliği saraydan alıp kime verdi millette verdi. Bu ikisi aynı anda yürüdü. Bu ikili mücadele. Yani bir tarafta emperyalizmle mücadele ediyorsunuz, diğer taraftan da egemenliği asıl sahibine veriyorsunuz, millete veriyorsunuz. Bu bir süreç, işte bu süreci bugün konuşalım. 1918 yılı Türkiye için zor bir yıldı. 1918 yılında birinci dünya savaşı bitti. 1. Dünya savaşında çok ağır bir yenilgi aldı Osmanlı İmparatorluğu ve artık dağıldığı, çözüldüğü anlaşıldı. Param parça oldu devlet. 1 milyondan fazla insanımızı kaybettik. Cephe gerisindeki kayıplarımızı da sayarsak, 1,5 milyonu aşıyor kayıplarımızın sayısı. 1. Dünya savaşı her bakımdan büyük bir travma yarattı. Ekonomik olarak özellikle Osmanlı İmparatorluğu zaten zor bir dönem geçiriyordu. Zaten tamamen dışa bağımlıydı. Zaten sanayileşememişti, tarıma dayalı bir ekonomisi var biliyorsunuz imparatorluğun. Ama birinci dünya savaşı sırasında o tarıma da yapamıyorsunuz. Dolayısıyla mesela 1918 yılına geldiğimizde İstanbul genelinde ekmek sıkıntısı vardı. Buğdayımız yok, çünkü unumuzu Rusya'dan alıyorduk. Ukrayna'dan alıyorduk buğdayımızı. 1. Dünya savaşı öncesinde, 70 yıldır yaşadık. Bizzat bunun bir parçası olarak. Ama birde cumhuriyetimizin öncesi var. İstiklal savaşımız var. çünkü bizim cumhuriyetimiz var yani 29 Ekim 1923'te hep kitaplarda öyle anlatılır ya, Mustafa Kemal işte İsmet paşa ve diğer silah arkadaşlarını o gece, bağ evinde onları ağırladı. Ve o geceki toplantı da dedi ki İsmet Paşa kaldı diğer arkadaşları ayrıldı, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz dedi ve 29 Ekim 1923 sabahı tarihinde cumhuriyet ilan edildi. Yani sanki bir günde karar verilmiş gibi konuşuldu. Öyle değil, Atatürk daha Samsun'a çıkarken, yeni bir Türk devleti kurmak, millet egemenliğine dayanan yeni bir Türk devleti kurmak istediğini söylüyor bize. Bakın 1927 tarihinde bu nutukta bunu ifade eden derki ben İstanbul'dan, ayrılırken 16 Mayıs 1919'da İstanbul'dan bandırma vapuruna bindiğimde, Samsun'a hareket ettiğimde kafamda yeni bir Türk devleti kurmak, millet egemenliğine dayalı herhangi bir Türk devleti kurmak vardı diyor. Neden? Çünkü maalesef Osmanlı İmparatorluğu parçalanmıştı, dağılmıştı ve Osmanlı İmparatorluğu enkazından yeni bir devlet çıkarmak zorundaydı. Başka seçeneğimiz yoktu. Tarihte var olabilmek için, ayakta kalabilmek için, buna mecburduk diye uzun uzun açıklıyor Nutuk'ta bu süreci."


