Tarih: 07.02.2026 13:22

RİSKLER BİLİNİYOR, İHMALLER SÜRÜYOR: TÜRKİYE DEPREME HÂLÂ HAZIR DEĞİL!

Facebook Twitter Linked-in

Haber: Mehmet Rebii Özdemir

(SAMSUN) – TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Samsun Şube Başkanı Hüseyin Talak, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümünde yaptığı açıklamada, Türkiye'nin deprem gerçeğinin öngörülebilir olduğunu ancak risk azaltma konusunda gerekli politikaların hayata geçirilmediğini belirterek, mevcut tabloya ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

On binlerce yurttaşın yaşamını yitirdiği, 11 ilde yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığı, 200 binden fazlasının ağır hasar aldığı 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında kaybedilenler saygıyla anılırken, bu tarihin yalnızca bir anma günü değil, ihmallerin ve yanlış tercihlerin ağır sonuçlarını hatırlatma günü olduğu vurgulandı. Türkiye'de depremin beklenmedik bir doğa olayı olmadığına dikkat çekilen açıklamada, tam olarak zamanı ve yeri belirlenemese de depremin öngörülebilir olduğu, etkilerinin ise doğru politikalarla büyük ölçüde azaltılabileceği ifade edildi.

Yıkımın büyüklüğünün depremin şiddetinden çok, yapı üretiminin kalitesi, denetimin niteliği ve risk azaltma politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğu belirtilirken, aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde benzer sonuçlar doğurmamasının sorunun doğada değil, insan kaynaklı zaaflarda olduğunu açıkça ortaya koyduğu kaydedildi. Türkiye'de orta büyüklükteki depremlerde dahi ağır yıkımlar yaşandığına dikkat çekilerek, 2024 yılında Balıkesir Sındırgı'da meydana gelen 6,1 ve 6 büyüklüğündeki depremler sonucunda 729 binadaki 1036 bağımsız bölümün ağır hasarlı veya yıkık olarak tespit edildiği hatırlatıldı.

Aynı yıl Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin Marmara Bölgesi'nde büyük endişe yarattığı belirtilirken, deprem sonrası iletişim ağlarının çökmesi, toplanma alanlarının ve acil ulaşım yollarının yetersizliğinin, olası büyük bir deprem karşısında mevcut hazırlık düzeyine ilişkin kaygıları artırdığı ifade edildi.

Türkiye'deki yapı stokunun önemli bir bölümünün hâlâ yüksek deprem riski altında olduğu belirtilen açıklamada, binaların büyük kısmının 2000 yılı öncesinde inşa edildiğine dikkat çekildi. Son 25 yılda çıkarılan imar düzenlemeleriyle mevzuata aykırı yapı ve eklentilerin yasal hale getirildiği, mühendislik hizmeti almamış kaçak yapıların sisteme dahil edildiği vurgulandı.

TBMM Kahramanmaraş Depremleri Araştırma Komisyonu raporuna göre ülke genelinde 6–7 milyon konutun acilen dönüştürülmesi gerektiği, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre ise yalnızca İstanbul'da 600 bin konutun çok riskli olduğu, toplamda 1,5 milyon konutun dönüşmesi gerektiği hatırlatıldı. Buna karşın, ülke genelinde bütüncül ve kamuoyuna açık bir yapı envanterinin hâlâ oluşturulmadığı, risk bilinmeden ve öncelik belirlenmeden etkili bir dönüşümün mümkün olmadığı ifade edildi.

Yaklaşık 13 yıldır uygulanan kentsel dönüşüm politikalarının çoğu zaman risk azaltma amacından uzaklaşarak arsa değeri yüksek bölgelerde parsel bazlı yenilemelere dönüştüğü belirtilirken, dönüşümün yalnızca bina yenilemekten ibaret olmadığı; zemin özellikleri, nüfus yoğunluğu, ulaşım altyapısı ve toplanma alanlarıyla birlikte ele alınması gereken kamusal bir planlama süreci olduğu vurgulandı. Özellikle dar gelirli yurttaşların yaşadığı bölgelerde dönüşümün ya başlamadığı ya da sürdürülebilir biçimde ilerlemediği kaydedildi.

Depreme hazırlık çalışmalarının ise afet sonrasına sıkışan ve süreklilik göstermeyen bir anlayışla yürütüldüğü ifade edilirken, okulların, hastanelerin, kamu binalarının ve altyapının ne kadarının güçlendirildiğine ilişkin şeffaf ve bütüncül bir bilginin bulunmadığı belirtildi. Afet yönetiminin yalnızca arama-kurtarma kapasitesiyle değil, risk azaltma ve hazırlık düzeyiyle ölçülmesi gerektiği vurgulandı.

Deprem toplanma alanlarının yetersizliği ve bazı alanların imar değişiklikleriyle yapılaşmaya açılmasının plansızlığın bir başka göstergesi olduğu ifade edilirken, bu alanların yalnızca boş arsalar değil; elektrik, su, barınma ve temel ihtiyaç altyapısına sahip geniş ve donanımlı alanlar olması gerektiği belirtildi.

Samsun özelinde yapılan değerlendirmede ise kentte kentsel dönüşüm gerektiren çok sayıda mahallenin bulunduğu, bazı bölgelerde planlama aşamasına rağmen uygulamaya geçilemediği ifade edildi. Bölgesel dönüşümlerin kamu kurumlarının koordinasyonunda yürütüldüğü, parsel bazlı dönüşümlerin ise müteahhit tercihleri doğrultusunda ilerlediği, bu nedenle yüksek rant potansiyeli olan alanlar dışında riskli bölgelerde dönüşümün gerçekleşmediği vurgulandı.

Samsun'da özellikle 2001 yılı öncesi yapı stokuna ilişkin kapsamlı bir veri bulunmadığı belirtilerek, riskli yapıların tespiti için yapı envanteri çalışmasının acilen yapılması gerektiği ifade edildi. Yerel yönetimlerin bu süreci meslek odalarıyla birlikte yürütmesi gerektiği kaydedilirken, İnşaat Mühendisleri Odası Samsun Şubesi'nin deneyimli kadrolarıyla bu çalışmalara her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğu belirtildi.

Açıklamada, gerekli önlemler zamanında alınmadığı için doğa olaylarının afete dönüştüğü, bilimi, planlamayı ve denetimi dışlayan, rantı önceleyen yaklaşımın bunun temel nedeni olduğu ifade edildi. Deprem bölgesinde üç yıl geçmesine rağmen barınma, sağlık, eğitim ve altyapı sorunlarının tam olarak çözülemediği; yeniden inşa sürecinin yalnızca konut üretimiyle sınırlı tutulduğu, kentlerin sosyal ve ekonomik yapısının ihmal edildiği vurgulandı.

Depremin ardından vaat edilen 650 bin konutun üç yıl sonunda 455 bin bağımsız bölüm olarak teslim edildiği hatırlatılarak, hedeflere ulaşma konusunda yaşanan sapmalara dikkat çekildi.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak yapılan çağrıda, afetlerin kader olmadığı, bilimi, mühendisliği ve kamusal sorumluluğu esas almayan politikaların ağır sonuçlar doğurduğu ifade edilerek, ülke çapında güncel ve şeffaf bir yapı envanteri oluşturulması, kentsel dönüşümün rant değil risk temelli yürütülmesi ve yapı üretiminin tüm aşamalarında mühendislik hizmetlerinin etkin biçimde uygulanması gerektiği vurgulandı.

Açıklamada son olarak, 6 Şubat'ta yaşamını yitirenlere karşı sorumluluğun, aynı acıların yeniden yaşanmaması için bugünden harekete geçmek olduğu belirtilerek, bilimin ve mühendisliğin uyarılarının dikkate alınmaması halinde yeni felaketlerin kaçınılmaz olacağı ifade edildi.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —