Tarih: 25.05.2021 23:08
Soylu’ya sorulamayanlar veya gazetecilerden neyi ne kadar beklemeliyiz?
MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
ANKARA- Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi ve eski ÇGD Genel Yönetim Kurulu üyesi Gökhan Bulut, Habertürk'teki programla ilgili açıklamasını şöyle devam ettirdi. "Kısaca, gazetecilik teknik ve uygulamaları açısından ve madde madde anlatmaya çalışacağım" dedi.
- Söz hakkı tanıma: Soylu'nun, özellikle de ilk 40 dakika boyunca anlattıklarını "kendini ifade etmesine izin vermek" düşüncesiyle kesmediler. Bu bekleyişin bu kadar uzun sürmesine izin vermemeliydiler. Sorulan/sorulabilen sorulara Soylu'nun verdiği yanıtlara da tüm ilgisizliğine rağmen fazla sabır gösterdiler. Söz hakkı yanıtın konuyla ilgisiyle orantılı olarak verilmeliydi. İlgiliyse dinlenmeli, ilgisini kaybetmeye başladığı an kesilmeliydi.
- Üslup: Programda gazeteciler her konuğa göstermeleri gereken asgari saygı ve mesafeyi "fazlasıyla" gösterdiler. Nezaketin bazı anlarda ikinci plana atılması gerekebilir. Özellikle de gazetecilerin kendi sözleri kesilerek sorularının engellendiği anlarda. Hatta Soylu'nun onlara soru sorduğu anlarda bu nezaketin gösterilmesine özellikle gerek yoktu.
- Soru sayısı: Gazeteciler -bence- "sadece Sedat Peker'i referans almış olmak" pozisyonuna düşmek istemedikleri için sorularını çok temkinli ve seçerek sordular. Sıra geldikçe sorabildikleri sorularına aldıkları ilgisiz ve uzun yanıtlar karşısında aynı soruyu tekrarlamak zorunda kaldılar. Soru sayısının ve dolayısıyla değinilen başlıkların azalmasının bir nedeni de buydu. Örneğin Mumcu suikastı, Soylu'nun oğluyla ilgili konular vb. dile getiril(e)medi bile.
- Soru karakteri: Soruların yönelimleri genel olarak "merak" ve "söz hakkı tanıma" çıtasında kaldı. Daha "sorgulayıcı" sorular sorulabilir veya başka bir deyişle sorular daha "sorgulayıcı" biçimlerde sorulabilirdi. Gazeteciler "yargılayıcı" olmamak için çaba gösterirken "sorgulayıcı" olmaktan da bir ölçüde feragat etmiş oldular aslında. Peker'in iddiaları dile getirildiğinde "yahu ona mı inanıyorsunuz" gibi bir yanıt alındığında gazetecilerin "evet" demesi beklenemez. "Milyonlar izliyor" dediklerinde ise aldıkları yanıt "çocuk pornosu da çok izleniyor" şeklinde oldu. Tam burada "neler söylüyorsunuz, ne demek istiyorsunuz" sorusunun/tepkisinin gelmemesi de bir eksiklik olarak not edilmeli.
- Beklenti: Gazetecilerin yarattığı hayal kırıklığı biraz da onlara dönük beklentinin yüksek olmasıyla ilgiliydi. Soylu'yla ilgili iddiaların büyüklüğü ve vahameti karşısında kamuoyunun duyduğu öfke gazetecilere dönük beklentiyi de -haklı olarak- yükseltti. Gazetecilerden beklenen sertlik ve netlik büyük ölçüde görülemedi. Bununla birlikte bu AKP'nin böylesi bir İçişleri Bakanına karşı daha fazla sertleşmeyi ummak da iyi niyetli bir beklenti olabilir.
Geceden çıkanlar:
- Soylu dersine iyi çalışmıştı. Özellikle de TRT yayınının ve o yayınla ilgili aldığı çeşitli tepkilerin ardından. "Hiçbir soruya yanıt vermedi ki" denilebilir. Dersi de tam olarak buydu zaten, deyim yerindeyse topu kendi ayağında çevirip sorulardan olabildiğine kaçmak ve sorulanlara ilgisiz yanıtlar vermek. Gazetecilerin ilk tökezlemesi tam da burada gerçekleşti. Kimse "ne anlatıyorsunuz, neden anlatıyorsunuz" demedi. Onun yerine "bağlayacak mısınız" gibi uyarılar yapıldı. Bu da soruların "merak" düzeyinde kalmasına neden oldu.
- Gazetecilere bu derece yüklenmek çok da doğru olmayabilir, en şaibelisi bile soru sormaya çalıştı aslında. Yanardağ "biz bu geceyi yarın anlatırız da siz sorulara yanıt vermemiş olursunuz" dedi. Öyle de olacak. Hatta belki de bir saatten sonra SS'yi "kendi haline bırakmak" bile yeterliydi (mecazen söylüyorum). Zaman zaman yanıt alamadıklarını söyleyerek ve çeşitli jestlerle tepki de vermeye çalıştılar. Yetersiz olabilir ama ortamın ağırlığında bu kadarı mümkün oldu sanırım. Fakat yine de, örneğin 'faili meçhul yok' dediğinde söylenecek çok şey vardı.
- Soylu "gazeteciler karşısında" istediğini almışa benziyor fakat "kamuoyu nezdinde" aynı şeyi söylemek zor hatta sonuç tam tersi görünüyor. Soylu, bir tek insana oynadı ve çaresizlik görüntüsü verdi.
- SS'nin söylediği her şey bambaşka bir siyasi hesaplaşmaydı ve şaşırtıcıydı. Atmosferin, konunun öneminin, Soylu'nun oyalamalarının (ve belki de aşağıda bekleyen, ne yapacağı belli olmayan bir grubun varlığı da hesaba katılmalı) karşısında olabilecek olan buydu.
- Dikkat edilirse kimse Soylu'nun yanıtlarını -ciddiyetle- konuşmuyor, konuşulan şey gazetecilerin sorduğu/sormadığı sorular. Bu bile onların iyi gazeteciler olduğunu gösterir. Merdan Yanardağ da İsmail Saymaz da iyi gazetecilerdir. Medyanın genel durumu göz önünde tutulursa, bu medyanın bir parçası olan ve buna rağmen, bununla birlikte iyi gazetecilerdir.
- Toplumsal dinamiklerin, hukukun ve -geniş anlamda- muhalefetin yapamadığını üç saat içinde dört gazeteciden beklemek de haksızlık olur ayrıca. Bu, çok uzun vadede ve gazetecilik sınırlarının çok ötesinde çözülebilecek bir mesele. Gazeteciliğin burada yapabileceği şeyler oldukça sınırlı. Siyasal çatışma ve süreçlerin tüm sorumluluğu gazetecilik mesleğine ve gazetecilere yüklenmemeli.
En genel sonuç:
Benim gazetecilerin niyetinden şüphem yok ama daha iyisi de olabilirdi, bu kadar nazik olmalarına gerek yoktu örneğin en başta. Süreci yönetemediler sadece. Bu, ekseriyetle kabul edildiği gibi 'affedilmez bir kabahat' değil 'eleştirilmesi gereken bir eksiklik' bana kalırsa. (Ayrıca 'sorulanlara ne yanıt verdi ki, sorsan ne olacaktı ki' de diyenler de çıkıyor.) Aslında biz yanıtları değil soruların sorulmuş olmasını istiyoruz. 'Duymak istiyoruz.' Hakkımız tabii ki, reddetmiyorum lakin bizim isteğimizin karşılanmamış olmasının yarattığı sinir ile gazetecilere dönük eleştiriler birbirine girebiliyor yer yer.
Gecenin bir başka sonucu mafya lideri Peker'in daha da "sivilleşmesi" oldu ne yazık ki. Peker, "iddialarına yanıt verilemeyen etkili bir -siyasal- figür" olarak alan genişletmiş oldu. Sonuçlarıyla ilgili tahminler hiç iç açıcı değil.
Sorulsa da sorulmasa da sorulamasa da o sorular yerli yerinde duruyor. Yanıtlar ise yok. Olması da beklenemezdi zaten. Daha önemli olan da bu.
Son not:
Başta belirttiğim gibi, amacım 'anlayışla karşılamak' değil, anlamaya çalışmak. Ve böylece 'daha iyisi nasıl mümkün olabilir' diye sormuş olmak. Sorunun yanıtı sanırım ki gazetecilik geleneğinde ve bu geleneği mümkün kılan sendikal ve mesleki örgütlü mücadelede. Konu uzun, soru çok, zaman az.
Orjinal Habere Git
— HABER SONU —