Haber: Mehmet Rebii Özdemir
(SAMSUN) – Samsun’da emek ve meslek örgütleri, Süleymaniye Geçidi’nde saat 18.00’de, yağışlı havaya rağmen bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Katılımcı kurumlar adına açıklamayı Eğitim-Sen Samsun Şube Başkanı İbrahim Özkaptan okudu.
Siyasi iktidarın geçmişten bugüne sık sık başvurduğu insanları inanç üzerinden ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarının sonuncusu ve en tehlikelisi doğrudan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin aracılığıyla hayata geçirilmek istenmektedir. Anayasanın ikinci maddesinde açıkça Türkiye Cumhuriyeti’nin “Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” yazdığını hatırlatmak isteriz.
Eğitim kurumlarında tek bir dinin ibadetlerini merkeze alan etkinlikler planlamak, öğrencileri bu etkinliklere katılmaya zorlamak suçtur. Bu tür uygulama ve dayatmalar devletin tüm inançlar karşısında “eşit ve tarafsız” olması gerektiği ilkesini ortadan kaldırmakta, Anayasa’da yer alan laiklik ilkesine temelden aykırılık teşkil etmektedir. Örneğin MEB’in okullara gönderdiği talimatın uygulanması halinde okullarda öğrenciler oruç tutanlar ve tutmayanlar olarak ayrıştırılacak, oruç tutmayan öğrenciler dışlanacak ya da ötekileştirilecektir. Nitekim MEB tarafından okullara gönderen ve haftalık olarak doldurulması istenen “Ramazan Etkinlikleri İzleme Değerlendirme Formu” açık bir fişleme belgesidir.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat 2026 tarihli talimatı, sadece bir idari karar değil; Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesine karşı işlenmiş ağır bir suçtur, Anayasayı kasten çiğneme suçu işlemektedir. Hiçbir genelge, hiçbir talimat, hiçbir siyasi hedef Anayasa’dan üstün değildir.
Okullar, toplumun tüm kesimlerinin bir arada eğitim aldığı kamusal alanlardır. Bireyler arasında dini inanç üzerinden ayrımcılık yapılmasına karşı çıkanları “din düşmanı”, “İslam düşmanı” ilan etmek isteyenlerin asıl amaçları bellidir.
İktidarın eğitim başta olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarında uyguladığı baskı, şiddet ve dayatmacı uygulamalar, laik-bilimsel eğitim başta olmak üzere, eşit, özgür ve demokratik yaşama karşı açık bir meydan okumanın yaşandığını göstermektedir.
Buradan açık bir şekilde herkesi uyarıyoruz. Eğitim kurumlarını ve çocukları siyasal olarak istismar ederek, toplumu bir kez daha “tek din, tek mezhep” anlayışı üzerinden ayrıştırıp kutuplaştırmak isteyenler çok tehlikeli bir oyun oynamaktadırlar. Bu oyun, kazananın olmayacağı, okullarda ve toplumda telafisi mümkün olmayan hasarlar bırakmayı hedefleyen siyasal hedefleri olan bir oyundur.
Laikliğin varlığı, din ve mezhep farklılıkları üzerinden halkların, farklı inançtan ve mezhepten insanların birbiriyle çatışmalarına son vermek, her inancın kendisiyle ve diğer inançlarla eşit haklar temelinde ilişki kurmasını güvence altına almak açısından önemlidir. Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda eşit olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olmasına bağlıdır.
Demokratik kitle örgütleri ile bu basın açıklamasını yapmaktaki amacımız, ramazan ayında orucunu tutan Müslüman yurttaşların hassasiyetlerini hiçbir suretle görmezden gelmek ve kaşımak değildir. Halkımız, ramazan ayının da birleştirici, bütünleştirici değerini elbette bilir; bu değeri aile içinde ve sokakta kuşaklara “yaşayarak” anlatır, aktarır. Tam tersine hükümet, yandaş basın ve Yusuf Tekin tarafından inançlar üzerinden kutuplaştırma, ayrıştırma yapılmaktadır. Daha kötüsü din istismarı yapılmakta.
Sorun, Millî Eğitim Bakanlığı ve onun en tepe koltuğunda oturan Yusuf Tekin’in toplumu ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve parti politikalarına dönük çıkar odaklı “siyasi” tutumudur. Zora dayalı – gönüllülük kapsamında bir inancın ritüellerini öğrenci, öğretmen ve idarecilere dayatmasıdır. Bu Genelgedeki karar dâhil hiçbir karar; uzmanlara, akademisyenlere, pedagoglara, sendikalara, derneklere ve elbette çocuklarımızın bizzat muhatabı öğretmenlere ve velilere danışılarak alınmamıştır. Eğitim alanındaki tüm kararlar, hükümetin parti ve sermaye politikaları doğrultusunda eğitimci niteliği olmayan birkaç bürokratın tepeden inmeci anlayışıyla alınmaktadır.
Günlük yaşamın her alanında okulda, iş yerinde, üniversitede, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapanlar, siyasi amaçlarla açıkça kin ve düşmanlık tohumu ekenler amaçlarına asla ulaşamayacaklardır.
Yıllardır uygulanan eğitim politikalarıyla çocukları hem inanç sömürüsü hem de emek sömürüsü üzerinden istismar edenlere karşı sessiz ve tepkisiz kalmamız mümkün değildir. İktidarın ve özellikle Millî Eğitim Bakanlığı’nın inanç istismarı ve emek sömürüsü odaklı uygulama ve dayatmalarına toplumun hiçbir kesiminin destek vermeyeceğine inanıyoruz.
Daha önce defalarca sahnelenen ve toplumda onarılması zor çatlaklar oluşmasına neden olan bu tür ayrıştırıcı ve kutuplaştırma temelli politika ve uygulamalara derhal son verilmelidir. Toplumda açıkça kin ve düşmanlık yaratmaya yönelik her türlü politika ve uygulamaya karşı tüm emek ve demokrasi güçleriyle birlikte güçlü bir barikat oluşturacağımıza ve bunun için bütün gücümüzle mücadele edeceğimizden kimse kuşku duymasın.
Biz aşağıda imzası bulunanlar bu ülkede her inanca saygılıyız. Kimse de bunun aksini iddia edemez. Sizin din ve inançlar üzerinden toplumu ayrıştırma, kutuplaştırma ve oy devşirme oyunlarınıza da asla gelmeyeceğiz. Ancak diğer yandan laikliği yok sayarak, yok ederek, okulları dini alanlara çevirmenize ve bir inancın okulları politik alana dönüştürülmesine de sessiz kalmayacağız. Laik ve bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz.