Haber: Mehmet Rebii Özdemir
(SAMSUN)- KESK’in iş kollarından BES Samsun şube kadın sekreteri Emine Boyraz, Pınar Gültekin davasında Yargıtay tarafından verilen karar üzerine yaptığı açıklamasında şöyle dedi.
“Kadın cinayetleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en uç noktada tezahür ettiği, insan hakları ihlalleri arasında yer alan ciddi bir sorundur. Bu cinayetler, genellikle kadınların aile içi, toplumsal ya da bireysel ilişkilerinde maruz kaldıkları şiddetin ölümle sonuçlanmasıdır. Türkiye’de ve dünyada artan kadın cinayetleri, hukuk sistemlerinin bu meseleye yaklaşımı ve verdiği kararlarla doğrudan ilişkilidir. Yargının verdiği bazı kararlar, kamuoyunda büyük tepkilere yol açmakta, adalet duygusunu zedelemekte ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda soru işaretleri yaratmaktadır. Özellikle "canice hisle öldürme yoktur" gibi kararlar üzerinden yargının yaklaşımı ele alınacak, kadın cinayetlerinin sosyolojik boyutları değerlendirilecek ve adalet sisteminin nasıl daha etkin hale getirilebileceği tartışılmalıdır.
Türkiye’nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi, kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir geri adım olarak değerlendirilmiştir. Oysa ki İstanbul Sözleşmesi, devletlere sadece şiddeti önlemekle değil, aynı zamanda mağdurları koruma ve failleri cezalandırma sorumluluğu da yükler.”
Yargıtay indirimi onayladı
BES Samsun şube kadın sekreteri Boyraz:
“Pınar Gültekin davası, Türkiye'de kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetle mücadelede yargının tutumu açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir. Yargıtay’ın bu davaya ilişkin verdiği karar, sadece adli bir karar olmanın ötesinde, yargının kadın cinayetlerine nasıl yaklaştığına dair toplumsal bir gösterge olarak değerlendirilmektedir.
Yargıtay Kararının Temel Noktaları:
Pınar Gültekin’in eski erkek arkadaşı tarafından vahşice öldürülmesiyle ilgili davada, sanığa önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş ancak daha sonra bu ceza "haksız tahrik indirimi" gerekçesiyle 23 yıla düşürülmüştür. Yargıtay da bu indirimi onaylamıştır.
Kadın Cinayetlerine Bakış Açısı Açısından Değerlendirme:
Haksız Tahrik İndiriminin Tartışmalı Kullanımı:
Sorun: Türkiye’de kadın cinayetleri davalarında sıkça uygulanan “haksız tahrik indirimi”, toplumda büyük tepki çekmektedir. Bu tür indirimler, mağdurun davranışlarının suçlunun eylemini “kışkırttığı” algısını yaratmakta, bu da failin sorumluluğunu hafifletmektedir.
Etki: Bu kararlar, özellikle kadın cinayetlerinde faillerin cezadan kurtulma ihtimali olduğu algısını güçlendirebilir. Bu da caydırıcılık ilkesini zayıflatır.
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Perspektifinin Eksikliği:
Yargı kararlarında toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışının yeterince yer almaması, kadın cinayetlerine karşı sistematik bir mücadele yürütülmesini zorlaştırır. Oysa İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeler, yargı organlarının bu tür davalarda cinsiyet temelli bir hassasiyet göstermesini öngörür.
Kadınların Yaşam Hakkı Konusunda Yetersiz Koruma:
Yargının kadın cinayetlerinde verdiği kararlar, genellikle faillerin lehine sonuçlanabilecek hukuki boşluklara işaret etmektedir. Bu durum, kadınların yaşam hakkının yeterince korunamadığını gösterir.
Toplumda Güven Erozyonu:
Bu tür kararlar, kadınların adalet sistemine olan güvenini sarsmaktadır. Mağdurların veya potansiyel mağdurların adalet arayışından vazgeçmesine yol açabilir.
Pınar Gültekin davasındaki Yargıtay kararı, Türkiye’de kadın cinayetlerine karşı verilen hukuk mücadelesinin zorluklarını gözler önüne sermektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadelede yargının rolü sadece ceza vermek değil, aynı zamanda toplumsal mesajlar vermektir. Bu nedenle kararlar, mağdurun değil failin eylemlerine odaklanmalı ve caydırıcılığı güçlendirmelidir.
Ne Yapılmalı?
Haksız tahrik indiriminin sınırlandırılması veya kaldırılması, Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin yargı mensuplarına verilmesi, Kadına yönelik şiddetle mücadele yasalarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu tür davalar, sadece bir kişinin değil, toplumun adalet anlayışının da sınavıdır. Kadın cinayetleri, bireysel bir trajediden çok daha fazlasıdır; toplumsal yapının derinlerinde kökleşmiş cinsiyetçi zihniyetin bir yansımasıdır. Yargının verdiği kararlar, adaletin sağlanmasında ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde belirleyici bir role sahiptir. "Canice hisle öldürme yoktur" gibi kararlar, hukuk sisteminin reform ihtiyacını ortaya koymakta ve kadınların yaşam hakkının korunması için daha etkin politikalar geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Adalet, sadece yasaların uygulanmasıyla değil, aynı zamanda eşitlik ilkesinin tüm boyutlarıyla hayata geçirilmesiyle sağlanabilir.