Mehmet Rebii Özdemir
SAMSUN-
Prof.Dr. Özkaya: Aslında “filyasyon” doğru bir hamle idi. Enfekte insanı saptayıp izole edip bulaşmasını önlemek amaç idi. İlk zamanlar yakalanan vakalar için etkili idi ama hastalık hızla artınca “filyasyon” kaosa dönüştü. Şöyleki; salgının ilk zamanlarında bir ailede bir kişi enfekte olurdu ve diğerlerine ya geçmezdi yada ayakta geçirilirdi. İlk zamanlarda 10 pozitif vakanın 2 veya 3’ünde hastalık olur ve virüs akciğerlere inerdi. 10 gün izolasyonla hasta olan bu 2-3 kişi başkalarına bulaşmasını önleyip karantina sonunda hastanede değerlendirilirdi. Virüsün mutasyonu ve insan organizmasını tanımasıyla vereceği en büyük hasarı öğrendi. Ve şimdi ailedeki 1 enfekte kişi tüm aileyi enfekte ediyor ve 10 kişilik enfekte insanın hemen tamamında karantina altındaki 10 gün içinde virüs akciğerlere iniyor ve en az 2 kişi yoğun bakıma düşecek kadar kötüleşiyor. Bu hastalar 10 gün sonra doktora başvurduklarında b bazen çok geç oluyor ve hastayı kaybedebiliyoruz. İlk zamanlardaki filyasyon artık işlemez halde ama vazgeçmek de olmuyor.
Prof.Dr. Özkaya: Size bir gerçekten bahsedeyim. Maske, mesafe ve temizlik virüsle enfekte olmaktan korumuyor, sadece geciktiriyor. Ne zamana kadar aşı ile herkesi bağışıklayana kadar. Yani ya herkes enfekte olup doğal bağışıklanacak yada aşı ile yapay bağışıklık sağlanacak. Aşı da aslında virüsle enfekte olmaktan korumayabilir, enfekte olursanız bu hastalığı ağır geçirmekten koruyacak. Bağışıklanma ile bu virüsten ölen olmadıktan sonra, hastaneye yatışlar olmadıkça sorun da kalmayacaktır. Samsun bence Türkiye’de salgınla en başarılı mücadele eden illerin başında geliyor. Samsun İl Sağlık müdürlüğü, Türkiye’de bu salgınla mücadelede örnek olmuş ve Türkiye’ye çok şey öğretmiş bir ilimiz.
Prof.Dr. Özkaya: Maalesef bu virüsün tedavisi yok ama Koronavirüs bilim kurulunun önerdiği bakanlık rehberi doğrultusunda tedavi rejimi yapıyorlar. Ben bu konuda halkımıza bir şeyler söylemek istiyorum. Şunu unutmayalım, Covid tedavisi yapan doktorlar bile COVID’den ölebiliyorlarsa bu hastalığın ne kadar sürprizlerle dolu olduğunu unutmamak lazım. Tedavi için bireysel davranılmıyor, özellikle kamuda. Tedavi rejimi standart ve zaten etkili iki üç ilaç veriliyor. Sadece her ilacın her hastada yeri ve zamanı farklı, bunu da ancak hastayı her gün muayene ederek tecrübe etmekle tedavide başarı sağlanıyor. Yoksa hastayı odaya yatırıp ilacı verip kötüleşinceye kadar hastayı görmezseniz, gözünün içine bakıp solunum iş yükünü değerlendirmezseniz hasta için çok geç kalabilirsiniz. Yatan hastalarımızın en fazla şikâyet ettikleri nokta da bu. Bu evinde hasta bireyi olan ev halkı içinde geçerli.
Prof.Dr. Özkaya: Hastanelere hasta, enfekte, temaslı kişi zaten girecek. Muayene olma en doğal hakları. Hastaneye girişte HES kodu sorgulaması belki hasta ve temaslıları başka bir birimden hastaneye girişlerini sağlamak için olabilir. Yaklaşık 1 yıldır 10.000’den fazla COVID hastasına bakmış biri olarak; biz şunu her zaman diyoruz; “herkes kendini enfekte gibi düşünmeli ve bir başka kişiyi enfekte edip ölümüne yol açabileceğini düşünerek” davranması lazım. Yasaklarla ve tam kapanmalarla değil “tam bilinçlenme” ile bu salgınla baş edeceğiz.
Özel bir hastane hekimi olarak sizlerde Sağlık Bakanlığı algoritması doğrultusunda mı çalışıyorsunuz? Duyumlarımıza göre Klorokin verilen hastaların kaç kişide kaçta kaçı bu ilacı düzenli kullanıyor?
Prof.Dr. Özkaya: Özel hastanede çalışan biri olarak sağlık bakanlığı denetiminde ve gözetiminde çalışıyoruz. Ama bizim biraz farklı. Tedavide kullanılan birkaç tane ilacın hangi hastada ne zaman verilmesi gerektiğini her gün hastayı muayene ederek karar veriyoruz. Sadece laboratuvar değerlerine bakılarak karar vermek eksik bir yöntem. Evet, ilaçları bakanlık onayı ile veriyoruz. Gördüğümüz ilk hastadan itibaren klorokinin işe yaramadığını gördük ve biz bu ilacı ilk hastadan sonra kullanmaktan vazgeçtik. Dünya da kullanmıyor. Hastalarımız artık bakanlığımızın verdiği Favipiravir adlı ilacı kullanıyor. Ama onda da sorun şu; İlaç Japonya kökenli bir ilaç ve ilk olarak laboratuvar ortamında virüse etkili bulunduğu söylenince ülkemiz bu ilacı Çin’de üretim tesislerinden satın aldı ve sonra kendi ülkemizde kullanmaya başladık. İlaçla ilgili halkımızın en büyük sorunu; laboratuvar ortamında virüse etkili doz ilk gün 200 mg tabletlerden 2x8 tablet ve sonraki 4 gün 2x3 tablet olması idi. Hastalar bu kadar çok ilaç içmek istemedi doğal olarak. Ciddi bir yan etkisi de yoktu. Belki ülkemizde üretirken pratik farmasötik ince ayrıntılar düşünülebilirdi, mesela 1 tabletteki etkin ilaç dozu arttırılıp hastaların ilaç uyumu da arttırılabilirdi.
Prof.Dr. Özkaya: Sağlık müdürlüğü bu konuda hassas ve düzenli arıyorlar hastaları. Bu konuda halkımız bilinçlenmeli. Sağlık bakanlığı izlemdeki tek hatası enfekte olup evde hasta olanlardan hastaneye gitmek isteyenlere daha kolay izin verebilir veya kontrollü kendi başlarına hastaneye başvurmaları sağlanabilirdi. 10 gün karantina altında çok acı olaylar duyduk, hastaneye gidemediği veya bakanlık ekipleri hastayı almaya gittiklerinde artık hasta için daha fazla yapacak bir şey olmadığına şahit olduk. Ama amaç burada; zaten enfekte olan olmuş, bulaştırıcılık içinde başkalarına bulaştırmasın idi. Ancak bu kadar çok hasta olabileceğini ve herkesi evde değerlendirmeye yetecek kamu ekiplerinin olmadığını yaşayarak öğrendik.
Prof.Dr. Özkaya: Bizim halkımız bir şey başlarına gelmeden işin ciddiyetini anlamıyor. Halkımız ikiye ayrılmış durumda. Ya çok korkuyorlar, ya umursamıyorlar. İkisi de tehlikeli. İnsanlarımız ekonomik, psikolojik ve toplumsal etkenlerden dolayı maalesef temaslı görünüp evde kalmayı istemiyor. Bir kısımda hiç evden çıkmadık ama nasıl yakalandık diye dert yanıyor.
Prof.Dr. Özkaya: Aslında iktidar bu konuda en profesyonel davranan oldu. İlk yasakları daha ilk hasta açıklandığında aldı hasta sayısı artmadan 2020’nin yazına kadar yavaş yavaş toplum gevşedi. Bizde yazdan sonra bu kadar hasta olacağını tahmin edemedik. Ta ki Eylül 2020’de vaka sayısı hızla artıp (hatta günlük 80.000 vakayı gördüğümüz günlerde oldu) son 4 ayda hastanelerde ve yoğun bakımlarda yer kalmayınca yasaklar tekrar geldi. Yasaklarla vakaların düştüğünü de 2020’nin sonlarında gördük. Bunu da yaşayarak öğrendik. Devlet hastane ve ilaç konusunda hasta vatandaşları için dünyanın en çok çaba gösteren ve para harcayan ülkesi oldu. İtalyan, İspanyol ve Avrupa ülkesindeki doktor arkadaşlarla konuştuğumuzda, bizim ülkemiz bu konuda hassa ülke ve sonsuz imkân sağladıklarını gördük. Biz çok şanslıyız bu konuda. Diğer ülkelerde bizim gibi halkı için her türlü imkânı sunan başka bir devlet ve iktidar yok. Bunu gönülden söylüyorum. Belki ekonomik sebepler ve halkımızın biraz vurdumduymazlığı yüzünden hasta sayısının artışına engel olamadı ama bu tüm dünyanın sorunu.
Prof.Dr. Özkaya: Bu biz insanların bu kadar hareketli olduğu ilk salgın. Bundan önceki 1920 de İspanyol gribi salgını ile karşılaştırılmayacak kadar hareketli bir dünyadayız. 24 saat içinde dünyanın her yerine ulaşılabilen çağdayız ve ülkeler arasında ekonomi, ticaret, eğitim ve turizm gibi ülkelerin ve insanların dinamik olduğu bir “vakit nakittir” çağı yaşayan bir dünyada insandan insana bulaşan ölümcül bir virüsle ilk kez karşılaştık. İlk kapanma 3 hafta idi hatırlarsanız ve ne kadar uzun denmişti. Bu kadar ölüm ve hastalık sayısını tüm dünya yaşayarak gördü ve maalesef bu dinamizm ve ölümcül virüs birlikteliği ilk kez yaşandığı için bu sorunun doğrusunu maalesef yaşayarak öğrendik.
Prof.Dr. Özkaya: Samsun sağlık çalışanları aslında bu salgında en fedakâr rolü oynadılar ve sağlık müdürlüğü enfekte ve hasta olan sağlık çalışanlarına her türlü imkânı seferber etti.