Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi ve eski ÇGD yönetim kurulu üyesi olan Gökhan Bulut'un hazırladığı ÇGD kurucu ve 1 numaralı gazeteci Alaattin Orhan'ın vefatının 20. yılını hazırladı.
MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
Çağdaş Gazeteciler Derneğinin (ÇGD'nin) kurucu genel başkanı ve 1 numaralı üyesi Genç, Gazeteci, Sosyalist, Örgütçü Alaattin Orhan'ı vefatının 20. yılında unutulmadığını hazırladığı belgeseli Gökhan Bulut şöyle aktarıyor;
26 Nisan 1953 - 2 Mart 2003
Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD)’nin kurucu iradesini oluşturan, 1 numaralı üyesi olan, kurucu genel başkanlık görevini üstlenen, kuruluş bildirgesini kaleme alan ve logosunun fikrini veren Orhan'ın tüm yaşamı bir örgütlü mücadele tarihidir.
Gençliği ve ilk politik faaliyetleri
Alaattin Orhan, Nevşehir-Hacı Bektaş, Aşıklar Köyü’nde 26 Nisan 1953’te dünyaya geldi. TÖB-DER'in kurucu Genel Başkanı, Köy Enstitülü öğretmen Hay[1]dar Orhan'ın oğlu olan Alaattin Orhan, Ankara Yıldırım Beyazıt Lisesi'ndeki öğrencilik yıllarından itibaren devrimci gençlik hare[1]ketine katılacak, FKF Dev-Genç, Dev-Lis çalışmasında bulunacak, 1970-71 yıllarında Sosyalist Gazetesi'nin çıkarılmasında görev alacak, işçi sınıfı içindeki faaliyetleri nedeniyle Aralık 1972’de tutuklanarak 9 yıl hapse mahkûm
edilecek ve 1974 affıyla cezaevinden çıkacaktır. Ardından Ankara Tuzluçayır Güzelleştirme Derneği, Pahalılık ve İşsizlikle Mücadele gibi halk örgütlenmelerinin kuruluşunda aktif rol oynayacak, çeşitli üretim, tüketim ve emek kooperatiflerinin hayata geçirilmesini sağlayacaktır. Türkiye’de son yıllarda giderek artan ve bir örgütlenme deneyimi olarak toplumsal yaşamda yeniden önemli hale gelen “tüketim kooperatifi” yapılarının da erken örneklerinden biri olan Halk Tüketim Kooperatifleri (Halk-Koop)’nin kurulmasına ve yurt çapında örgütlenmesine öncülük edecektir. Zonguldak Ereğli’de asteğmen olarak askerlik yaptığı (1978-79) sırada dahi kooperatif faaliyetlerini sürdürecek hatta kısa bir süre sonra (31 Ekim 1980) hayatını birleştireceği Selma Özcan’la da bu arada ve bu vesileyle tanışacaktır.
1975 sonrası örgütlenme deneyimleri ve Çağdaş Gazeteciler Derneği fikri
Türkiye’de 1970’li yıllarda yeni bir toplumsal dönem ve mücadele[1]le deneyimi gelişmektedir. Orhan'da 1975’te girdiği Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nden bir yıl sonra ayrılarak Vatan Partisi’nin kuruluşunda yer alacak, 1978’de ise Türkiye Komünist Partisi’ne katılacaktır. Bu yıllar hem çalışma koşulları hem de toplumsal koşullar açısından gazetecilik içinde dönüşüm yıllarıdır. Basın Birliği’nin 1946’da kapatılmasının ardından kurulmaya başlanan cemiyet yapılanmaları, tarihi 1947’ye dayanan DİSK Basın-İş Sendikası ve 1952’ye dayanan Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın yanı sıra uzman muhabirlik (spor, başbakanlık, foto muhabirleri, parlamento) dernekleri, bu yıllarda faaliyet göstermektedir. Ülkede bir yandan kriz diğer yandan toplumsal muhalefet yükselmekte, gazetecilerin sorunları da artmakta fakat mevcut örgütler bu sorunlara ya duyarsız ya yetersiz kalmaktadır. Orhan, 1978’de 25 yaşındadır ve “Rüzgârlı’nın paryaları”ndan biri olarak Yeni Ulus Gazetesi’nde çalışmaktadır. Hem gazeteci hem de bir işçi sınıfı örgütçüsü olarak Türkiye Gazeteciler Sendikası, Hür Gıda-İş, DİSK Basın-İş, DİSK Gıda-İş sendikalarının içinde aktif şekilde çalışmaktadır. O yıllarda, Mustafa Ekmekçi’nin de içinde yer aldığı ve belirleyici olduğu Ankara Gazeteciler Derneği başta olmak üzere pek çok yeni gazetecilik örgütlenmesi girişimi de hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Özellikle Ankara’da, Cemiyet’in ve TGS’nin statükocu etkisini kıramayan bu girişimler de ihtiyacı karşılayacak düzeyde değildir. Dolayısıyla ihtiyaç aslında yalnızca “yeni bir dernek” değil “yeni bir düşünce”dir. İşte tam burada Orhan’ın iradi müdahalesi devreye girecek, dönemin devrimci mücadele geleneğinin de etkisiyle yeni bir örgüt tarifi yapılacak ve Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin temelleri atılacaktır. Büyük oranda Orhan’ın tarif ettiği o düşünce, ÇGD’nin Kuruluş Bildirgesi’nde “İlerici yurtsever gazeteciler, tüm basın emekçileri…” seslenişiyle ve Çağdaş Gazeteciler Derneği Geçici Yönetim Kurulu imzasıyla etkili bir metin olarak ortaya çıkacaktır.
ÇGD'nin logosu, işçi sınıfını temsilen çark, mücadeleyi temsilen yumruk ve gazeteciliği temsilen kalem
Sembollerinden oluşmaktadır. Esin kaynağının DİSK'in logosu olduğu açıktır. Logonun, ressam Ruhi Kavasoğlu tarafından çizildiği düşünülmektedir. İhtiyaç yalnızca “yeni bir dernek” değil “yeni bir düşünce”dir.
ÇGD ve 1980 koşulları
En genci 22 en büyüğü 26 yaşında olan 7 kurucu genel yönetim kurulu üyesi ile 23 Şubat 1978’de Rüzgârlı Sokak'taki Fazilet Han’da kurulan Çağdaş’a ilk günlerinde kimileri şüpheyle kimileri küçümsemeyle baksa da dernek çok kısa sürede oldukça geniş bir üye ağına ulaşacaktır. Dönemin ünlü ve etkili gazetecilerinin “Biz bile yapamadık, bu baldırı çıplaklar mı yapacak?” diye tepki gösterdiği söylenen ÇGD, Ekmekçi dahil pek çok gazeteciyi kapsayacak, hatta Ekmekçi ileriki yıllarda genel başkanlık görevini de üstlenecektir. Ankara yerelinde yaygınlaşan dernek zamanla önce ulusal basında çalışanları ve daha sonraları başta İstanbul, İzmir, Bursa olmak üzere çok sayıda gazeteciyi çatısı altında toplayacaktır. Bu genişlemeyi sağlayan etkenlerin başında Alaattin Orhan’ın tespitleri, iradesi ve örgütçü karakteri gelmektedir. Çalıştığı Yeni Ulus Gazetesi 1979 yılında kapandığında işsiz kalan
Orhan, “Çağdaş’ın genel başkanı işsiz bir gazeteci olmamalıdır. Bu durum, zaten oldukça tepki gösterilen ve bazı yapılarca eleştirilen derneğe gölge düşürür” diyerek görevinden kendi isteğiyle ayrılacaktır. Bu düşünce ve davranış, Alaattin Orhan’ın Çağdaş’a bakışını ve örgütlenme perspektifini gösteren çok önemli bir örnektir. Orhan, dönemin koşullarının da etkisiyle 1979’dan sonra siyasal çalışmalarına ağırlık verecek, 1980 darbesinin ardından bir dönem sık sık adres değiştirerek yaşamak zorunda kalacak ve ardından İstanbul’a yerleşecektir. Kaçak olarak yaşadığı dönemde pazarcılık, çay ocağı işletmeciliği, hırdavatçılık, seyyar satıcılık ve pazarlamacılık yapan Orhan'ın ilk kızı Seçil 1981’de, ikinci kızı Gözde 1983’de dünyaya gelecektir.
1980 sonrası yaşamı
Orhan, 1980 öncesinde Yeni Ulus, Yeni Gündem, Adalet ve Olay gazetelerinde muhabirlik ve yazı işleri müdürlüğü, Eko-Ajans (Ekonomi ve Haber Ajansı) yöneticiliği yapacak, bir süre ara vermek zorunda kaldığı gazeteciliğe devam etme koşulları bulduğu 1985-1986 yılları arasında Çağdaş Bakırköy gazetesinin yayın yönetmenliğini yürütecektir. Yaşamın diğer alanlarındaki örgütlenme çalışmalarını da sürdüren Orhan, 1989’da İstanbul Kartal bölgesinde Ev ve El İşleri Üretim Kooperatifi'nin (Ev-Koop) kuruluşuna ön ayak olacak ve başkan yardımcılığı görevini üstlenecektir. 1990’da Sentez Basın Yayın Kooperatifi'ni kuracak, 1995-1996 yıllarında DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanlığını yürütecektir. İsmi dönem dönem ÇGD Onur Kurulu'nda da yer alan Orhan, Dr. Hikmet Kıvılcımlı için kurulması planlanan bir vakıf için girişimler[1]de de bulunacaktır. Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı (TÜSTAV)’nın
kuruluş çalışmalarına da katılan Orhan, 1998-2001 arasında yönetim kurulu üyesi olarak yer alacaktır. Yaşamını yitirdiğinde bu vakfın mütevelli heyeti üyesidir.
“İlerici yurtsever gazeteciler, tüm basın emekçileri…
“Bizler Ankaralı basın emekçileri, basın yayın alanındaki tüm çirkinlikleri artık halkımızın gözleri önüne sermek zamanının geldiği inancıyla Çağdaş Gazeteciler Derneği’nde örgütlendik. Türkiye’de hiçbir işkolunda eşine rastlanmayacak denli insan kişiliği ve onuruyla ters olan koşullarda çalışmaktayız. Sayıları 100’ü geçmeyen gazete patronları ve onların aristokratlaştırdığı kişilerin dışında binlerce gazeteci arkadaşımız, ekonomik ve sosyal baskılar altında her türlü güvenceden yoksun olarak kaderlerine terk edilmişlerdir. Özgürlük savaşımı yeterli olmamıştır. Düşünce özgürlüğü ve sansüre karşı verilen savaşım önemli boyutlar kazanmış olmakla birlikte basın emekçilerinin iş güvencelerini ve özgür çalışma koşullarını sağlamaktan uzaktır. Sansüre karşı ve düşünce özgürlüğü doğrultusunda verilen savaşım genellikle kamuoyunun ve halkın bilgisi dâhilinde olmuştur. Ancak halkın ve kamuoyunun bilmediği, buna karşın gazete patronlarının, Turizm Tanıtma Bakanlığı Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün, gelmiş geçmiş başbakanların çok iyi bildikleri bir gerçek vardır: Basın emekçileri ağır bir sömürü altında ve her türlü sosyal güvenceden yoksun olarak çalışmaktadır.
Örgütlü savaşım bayrağını açıyoruz. Basın emekçileri için kurulmuş birçok örgüt ve sendika olduğu halde neden yeni bir örgüt kurulmuştur? Irkçı ve çağdışı bir cemiyet, basın emekçilerini temsil etmediği için, Ankara Gazeteciler Cemiyeti kapılarını tüm basın emekçilerine kapatarak sadece iş[1]verenlerin ve aristokrat gazetecilerin loncası konumuna getirildiği için, sendikamız tüm başvurularımızı ve uyarılarımızı geçiştirerek, sorunlarımızı çözmek ve gasp edilen sendikal haklarımızın kazanılması doğrultusunda hiçbir davranış göstermediği için… Bütün bu nedenlerle yeni bir örgüt kurduk. Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz… Birlik, dayanışma ve savaşım için ÇGD’de birleşelim… Artık biricik demokratik meslek örgütümüzü yaratmak için birleşmek zamanı gelmiştir. Basın emekçileri üzerine yönelen baskı ve sömürüyü teşhir etmeyi ve bunlarla mücadele etmeyi bir yurtseverlik görevi ve bir onur savaşımı bilen tüm arkadaşlarımızı göreve çağırıyoruz. Bu savaşımda tek güvencemiz başta işçi sınıfımız, diğer demokratik meslek örgütleri ve tüm yurtsever aydınlarımızdır. Yaşasın basın emekçilerinin basın tekellerine ve naylon gazete patronlarına karşı onurlu ve örgütlü savaşımı!"
Çağdş Gazeteciler Derneği’nin Kurucuları: Alaattin Orhan, Mehmet Genç, Osman Z. Yüksel, Mehmet Öztoprak, Necmiye Aba, Alaattin Sevim, Cengiz Kuşçuoğlu
Örgütlülüğe bakışı ve mirası Alaattin Orhan ve ÇGD ile ilgili değinilmesi gereken oldukça önemli iki bilgi bulunmaktadır. İlki, Orhan’ın ÇGD’nin 20’inci yılı için kaleme aldığı yazıdır. Bu yazıda Orhan, ÇGD’nin 1980’e giden toplumsal koşullarda gazetecilik örgütlenmesinin içinde bulunduğu zaaflar ve gazetecilerin ihtiyaçları nedeniyle inisiyatif alınarak kurulduğunu vurgulamaktadır. Var olan örgütlerden ayrı bir yapının kurulmasını büyük oranda sağlayan Orhan bu yazısında 1998 yılı itibariyle gazetecilik mücadelesinin içinde bulunduğu dağınıklığın tek çatı altında toplanması gerektiğinin altını çizmektedir. Orhan, bu çatının kurulabilmesi için, Çağdaş’ın tıpkı 1978’de kurulurken gösterdiği gibi 20 yıl sonra da bir irade göstererek kendisini feshedip ön açıcılık görevini üstlenmesi gerektiğini ifade eder. Burada önemli olan bu yöntemin geçerli olup olmadığı değil yeni bir örgüt kuran iradenin gazetecilik mücadelesi gerektirdiğinde kendisini feshetme perspektifine de sahip olmasıdır. Bu, anlaşılması halinde en önemli yol gösterici fikri kaynaktır. Orhan’la ilgili önemli ikinci bilgi de yine ÇGD’nin gerektiğinde “reddedilmesi” düşüncesidir.
1990’ların sonudur. Orhan, onur ödülü (veya Onursal Başkanlık) verilmesi için İstanbul’da düzenlenen bir törene davet edilir. Törende konuşan dönemin “ünlü” ve meslek etiği açısından şaibeli gazetecilerinin konuşmalarından rahatsız olan Orhan, kürsüye çıktığında kendisine uzatılan ödülü başının üzerinde parçalayıp yere atmış, “o…u medya” diye bağırarak kürsüden inmiştir. Orhan, her ne kadar “nezaket sınırları” ile eleştirilecek olsa da bu hareketiyle önemli olanın isimler ve hukuki kurumlar değil örgütlülük fikri ve ancak bu fikrin yürütücüsü olduğu takdirde anlamı olan örgütler olduğunu göstermiştir. Özetle Alaattin Orhan, gençliğin potansiyellerini, örgütlülük iradesi ve fiili müdahale anlayışı ile birleştirmiş, ilk gençlik yıllarından yaşamının sonuna dek örgütlülük bilincini ve hareketini hiç kaybetmemiş, bugüne büyük bir mücadele mirası bırakmıştır.
Hazırlayan: Gökhan Bulut