İLEF ÖĞRETİM ÜYESİ GÖKHAN BULUT’UN, BASIN KANUNU İLE BAZI KANUNUNA DAİR TEKİLİFİ ÜZERİNE NOTLARI:
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi ÇGD üyesi Gökhan Bulut, MHP İstanbul Milletvekili Feti Yıldız ve AKP Kahramanmaraş Milletvekili Ahmet Özdemir’in TBMM’ne verdikleri “Basın Kanunu ile Bazı Konularda Değişiklik Y
MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Gökhan Bulut, MHP ve AKP milletvekillerinin verdikleri Basın Kanunu ile Bazı Konularda Değişiklik Yapılmasına Dair Teklifimiz ve Gerekçelerini” şöyle anlattı.
'Sansür”den Fazlası:
Yalnızca Basın Kanunu’nda değil pek çok kanunda değişiklik öneren teklif, sansürden çok daha fazla anlamlara gelmektedir:
Bu teklif: Yalnızca bir “sansür” değil “yok etme” yasası hazırlığıdır.
Sansür, basının var olabildiği koşullarda tartışma konusudur. Bu teklifle özellikle internet basınının ve sosyal medyanın “sözü” değil bizatihi “varlığı” tehdit altına alınmıştır. Teklifin her bir maddesine ilişkin “teknik” tartışma kadar “ruhu” da oldukça önemlidir
Cumhuriyet tarihindeki basına yönelen en ağır 'yasal' saldırıdır.
İstibdat dönemini hatırlatan teklif, Meşruti Monarşi özelliği gösteren 2017 sonrası Anayasasıyla uyumlu olmakla birlikte mevcut anayasal düzenlemenin sınırlarını dahi aşmaktadır. Anayasa’nın 28’inci maddesi “Basın hürdür, sansür edilemez” derken teklif, insan özgürlüğünün de vazgeçilmez parçası olan basın özgürlüğünü yasa üzerinde de yok etmektedir.
Dezenformasyona “karşı” değil dezenformasyon “için” düzenlenmiştir.
Dezenformasyon merkezleri haline gelmiş AKP güdümlü medyayı ve trol ordularını güçlendirecek olan teklif, halkın doğru ve karşılaştırmalı bilgi almasını; bu yolla özgür düşüncenin ve tercihlerin oluşmasını engelleme amacını taşımaktadır.
Bir “tek seslilik” düzenlemesidir.
Bilgisinin kamuoyuna ulaştırılması gereken siyasal aktörlerden yalnızca AKP’ye söz hakkı tanımakta; kamuoyuna bilgi veren basın kurumlarından yalnızca AKP güdümlülere yayın imkânı yaratmaktadır. Siyasal alanda AKP’yi, basın alanında AKP medyasını yalnız bırakma girişimidir. Toplumda “AKP karşıtlığının cezalandırılması” çıtası “AKP’li olmayanların cezalandırılması” seviyesine indirilmiştir.
“Hak” değil “imtiyaz” öngörmektedir
“Kimse özgürlükle savaşmaz, olsa olsa diğerlerinin özgürlüğüyle savaşır.” Basın özgürlüğünü hak’tan imtiyaz’a çeviren bu düzenlemeyle basının bir bölümü elenirken bir bölümünün zaten sahip olduğu iktidar desteği yasal dayanağa kavuşturulmaktadır.
'Gazetecilik' yerine 'propaganda' konmaktadır
Bu teklif “gazetecilik faaliyeti”ni ortadan kaldırmak ve yayıncılığı AKP propagandası şartına bağlı bir “politik faaliyet” haline getirmek istemektedir. AKP propagandası dışındaki her şey ise “dezenformasyon” olarak değerlendirilecek ve cezalandırılacaktır. Yargı organının AKP’nin hakimiyetinde olduğu düşünüldüğünde cezalandırmaların sınırlarının artacağını tahmin etmek güç olmayacaktır.
Bir “tamamlama” değil “eksiltme” düzenlemesidir
Yeni mesleki mecra ve olguların yasal eksikliklerinin giderilmesi değil yeni ve AKP için riskli olanları kapsayacak şekilde, AKP’nin keyfi olarak dolduracağı yasal boşluklara dayanak oluşturulmaktadır.
'Tanımlama' değil 'muğlaklaştırma' düzenlemesidir
Bu teklif, “belirlemek” değil zaten var olanı artıracak şekilde “muğlaklaştırmak” amacını taşımaktadır. Gazetecilik, “toplum değerleri, milli güvenlik, dezenformasyon” vb. muğlak kavram ve tartışmalı terimlerin arkasına sığınılarak yok edilmeye çalışılmaktadır. Kanun, kararname ve yönetmeliklerle halihazırda kural haline getirilmiş bulunan bu muğlaklık, AKP’nin kendi değerlerini basın üzerinden topluma daha da ısrarla dayatacağı anlamına gelmektedir
'Destekleme' değil 'tekelleştirme' düzenlemesidir.
Bu Teklif “ekonomik destek” yasası değil “tekelleşme” yasasıdır. Basın alanının yapısını belirleyen unsurlardan biri de sansürdür. Sansürle ilgili düzenlemeler yayın özgürlüğünü ve ticari kârı kimin elde edeceğini belirler. Söz konusu teklif kanunlaşırsa, AKP medyası yayın içeriği açısından sınırsız, ticari açıdan rakipsiz olacaktır. BİK’in kamu kaynaklarını ne şekilde dağıttığı, RTÜK’ün ceza takdirini ne şekilde kullandığı, BTK hangi sonuçlara yol açtığı ortadadır. Sayıları azalmış gazetecilik kurumlarına karşı zaten destekleniyor olan AKP propagandacılarına aktarılacak kamu kaynağı artırılacaktır.
'Basın kartı' belirsizliği
Teklif’te “Basın Kartı Komisyonu” da düzenlenmektedir. Öncesinde bir yönetmelikle düzenlenen Basın Kartı Komisyonu, Basın Kanunu ile düzenlenmektedir. Tartışmalı olan Komisyon’un yapısı değiştirilirken CİB’in belirleyiciliği korunmuştur.
'Basın kartı basın meslek örgütlerince verilmeli': Doğru ama gerçekçi değil.
AKP'nin en iyi bildiği işin 'sivilleşme' olduğu unutulmamalıdır. Özellikle de seçime doğru giden ülkede AKP’nin bu yetkiyi verirken bazı 'önlemler' almayacağını düşünmek imkânsız. Bir derneğe, bir sendikaya veya bir komisyona verilecek böyle bir yetkinin AKP güdümü dışında belirlenmesi/oluşturulması mümkün değil. Belirlenecek kriterleri sağlayacak AKP güdümlü bir örgüt yoksa bile oluşturulması hiç zor olmayacaktır. 'Baro örneği' yanıltıcı olmamalıdır. 'İkinci barolar» bütün çabaya rağmen henüz yalnızca İstanbul ve Ankara’da kurulabilmiş ve TBB’de etkin olamamış ama bunu sağlayan şey on yıllardır var olan Barolar ve mücadele geleneğidir. Gazetecilikte ise bu tür bir kurum ve kurumsallaşmış bir gelenek olduğunu söylemek oldukça zor. 'Sendika' ise özellikle tehlikeli: Alandaki en yüksek üyeye sahip sendika, AKP eliyle kurulmuş Medya-İş. En yüksek basın kartlı üyeye sahip olup olmadığı bilinmiyor ama değilse bile olması an meselesi olacaktır.
Güncel ve gerçekçi talepler ne olabilir?
İlk aşamada ve gündemdeki yasa teklifiyle ilgili: İşverenlerin kayıt dışı (sigortasız) eksik (doğru işkolunda göstermeme) vb. istihdamının engellenmesi, Basın Kartı Komisyonu’nda temsil edilecek örgütlerin sayısının (kapsayıcılık, kuruluş yılı gibi kriterlerle belirlenmek üzere) artırılması, Oy çokluğunun 'meslek örgütlerinin belirleyeceği' üyelerce sağlanacak şekilde belirlenmesi, Komisyon üyelerinin açıklanması, Komisyon toplantılarının periyodik olarak yapılması ve toplantı sayısının artırılması, gibi talepler belirlenebilir.
Meslek örgütleri:
AKP’nin 20 yıllık pratiğine baktığımızda, Meclis komisyonlarına katılan gazetecilik örgütlerinin, günün sonunda 'AKP’yi meşrulaştırmak' pozisyonuna düşürülmek istendiğini düşünmek için çok sebebimiz var. Özellikle de örgütlerin Komisyon’da 'davet' üzerine değil kendi ısrarlı girişimleri sonucu yer aldığı göz önünde bulundurulursa. Buna rağmen Komisyon’da gerçek örgütlerin ve gazetecilerin itirazlarını dile getirmek önemlidir. Bununla birlikte, bu mümkün olsa bile ' etki' edebilmenin sınırlarının oldukça düşük olduğunu bilmek gerek. Dolayısıyla, meslek örgütlerince bugünün yanı sıra yarın söylenecek sözlerin ve üretilecek faaliyetlerin belirlenebilmesi için, Komisyon’daki varlıklarına deyim yerindeyse 'yarından bakarak' anlam vermeleri daha gerçekçi olacaktır. Üye ve meslektaşlarla şimdiye dek kurulmayan/sınırlı kurulan bilgilendirmez ve bilgilenme ilişkisinin daha yoğun kurulması, yarın daha da önemli olacaktır” diye yorumladı…




