Haber: Mehmet Rebii Özdemir
(SAMSUN)- Samsun Barosu avukatları bugün İstanbul Barosu yönetiminin görevden alınmasına ve haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanan İBB başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve gazetecilerin tutuklanmasını (Samsun Akademik Odalar Birlikteliği) SAOB’unda katılımıyla Adalet Sarayı önünde basın açıklamasıyla protesto ettiler.
Samsun Baro başkanı Av. Pınar Gürsel Yıldıran yaptıkları basın açıklamasında şöyle dedi.
“Son dönemde kamuoyunu yakından ilgilendiren bir dizi yargısal ve idari işlem, hukuk devleti ilkesine olan inancımızı ve yargının tarafsızlığına duyulan güveni ciddi şekilde sarsmıştır. İstanbul büyükşehir belediye başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Sayın Ekrem İmamoğlu’na yönelik olarak yürütülen soruşturma süreçleri ve alınan bazı idari kararlar, şekli hukuka aykırılıkları yanında esasen de kamu vicdanında karşılık bulmamış; kişi hak ve özgürlükleri bağlamında hukuki güvenlik ilkesinin zedelendiği yönünde ciddi kaygılar doğurmuştur. İstanbul büyükşehir anayasaya, idari yargılama hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Karar ile hukuk güvenliği ilkesi ve kazanılmış hakların korunması ilkesi ihlal edilmiş, yetki ve usulde paralellik ilkesi hiçe sayılmıştır. Son olarak Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, bazı ilçe belediye başkanlarının, gazetecilerin soruşturma süreçlerinde yaşanan hak ihlalleri, somut olgulara dayanmayan gizli tanık beyanları ile hukuka uygun olmayan şekilde verilen tutuklama tedbirleri, bir kez daha yargının araçsallaştırıldığı kaygı ve endişesini yaratmıştır. Seçmenin iradesi ile görev başına gelen seçilenlere karşı her türlü hukuka aykırı müdahale demokrasiye ve seçmenin iradesine karşı yapılan müdahaledir. Seçme ve seçilme hakkı anayasamızda teminat altına alınan temel hak ve özgürlükler içerisinde yer almaktadır. Yargının siyasal rekabetin aracı haline getirilmesi demokratik toplum düzenine ve hukuk devleti ilkesine zarar vermektedir. Ayrıca, zafer partisi genel başkanı Ümit Özdağ'ın uzun süredir tutuklu yargılanıyor ve halen iddianamesinin bile hazırlanmamış olması, seçilme hakkı, siyasi faaliyette bulunma özgürlüğü ve hukuk güvenliği ilkesi açısından değerlendirilmesi gereken ciddi bir sorundur. Siyasi kimlikleri veya söylemleri nedeniyle yargı sürecine maruz kalan kişilere yönelik işlemlerin, evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda yürütülmesi, yargının tarafsızlığına duyulan güvenin korunması açısından zorunludur. Siyasal çoğulculuk ve demokratik temsil, ancak adil yargılanma güvencesi altında anlamlıdır.”
Savunma hakkına müdahale ediliyor
İstanbul Barosu’na yönelik bu hukuka aykırı işlemi ve seçilen belediye başkanları hakkında verilen tutuklama kararlarını protesto eden ve meslektaş dayanışmasını ortaya koymak amacıyla barışçıl şekilde toplanan avukatların, vatandaşların gözaltına alınmasının da kabul edilemez diyen Av. Pınar Gürsel Yıldıran konuşmasının bu bölümünde şunları ifade etti.
“Diğer yandan dikkat çekmek isteriz ki, İstanbul barosu başkanı ve yönetim kurulu’nun görevden alınmasına ilişkin karar, yalnızca şekli değil, aynı zamanda maddi anlamda da açıkça hukuka aykırıdır. Barolar, Anayasa’nın 135. maddesi uyarınca kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olup, yalnızca meslektaşlarımızın mesleki menfaatleri bakımından değil, aynı zamanda toplumun adalet arayışı ve savunma hakkı bakımından da temel bir işleve sahiptir. Baro başkan ve yönetimleri, serbest ve demokratik seçimlerle iş başına gelir ve bu irade, ancak yine aynı paralelde demokratik usullerle değiştirilebilir. Seçimle göreve gelen bir baro başkanı ve yönetiminin seçim dışı yollarla görevden alınması, baroların kurumsal bağımsızlığına, demokrasiye ve savunma hakkının güvencesine açık bir müdahaledir. Barolara, anayasa ve avukatlık kanunu ile hukukun üstünlüğü ve insan haklarını korumak konusunda verilen görev hukuk devletinin korunması için etkin bir role sahip olmalarını sağlamak amacı verilmiştir. Bu görevlerinin ifa ederken yaptıkları açıklamalar sebebi ile barolara yapılan hukuka aykırı müdahaleler doğrudan hukuk devletine ve vatandaşlarımın hak arama özgürlerine karşı yapılmış sayılır. Bu süreçte, İstanbul Barosu’na yönelik bu hukuka aykırı işlemi ve seçilen belediye başkanları hakkında verilen tutuklama kararlarını protesto eden ve meslektaş dayanışmasını ortaya koymak amacıyla barışçıl şekilde toplanan avukatların, vatandaşların gözaltına alınması da kabul edilemez. Orantısız güç ve biber gazı kullanıma maruz kalan meydanlardaki vatandaşlarımızın ve gençlerimizin hukuki haklarının takipçi olacağız. Kişilerin, düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde demokratik haklarını kullanmaları, anayasa Avrupa insan hakları sözleşmesi ve avukatların da ayrıca avukatlık kanunu ile teminat altındadır. Meslek onurunu ve yargının kurucu unsuru olan savunmayı savunmak amacıyla yapılan barışçıl gösterilere yönelik kolluk müdahaleleri, yalnızca ifade özgürlüğünü değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğü ilkesini de zedelemektedir. Unutulmamalıdır ki, barolar yalnızca avukatların mesleki temsil organı değil; hukuk devleti ilkesinin, yargı bağımsızlığının ve adil yargılanma hakkının kurumsal teminatıdır. Bu bağlamda, baro yönetimlerinin demokratik sürece ve meslektaş iradesine aykırı şekilde görevden alınması; hukukun üstünlüğüne ve demokratik değerlere açık bir müdahaledir. Samsun barosu olarak bizler; seçme ve seçilme hakkına, demokrasinin temel ilkelerine, baroların bağımsızlığına, savunma mesleğinin onuruna ve hukuk devleti ilkesine yönelik bu tasarrufları kabul etmediğimizi, gözaltına alınan tüm meslektaşlarımızın da haklarının takipçisi olacağımızı ve demokrasi ve hukukun üstünlüğü yolunda vatandaşlarımızla ve meslektaşlarımızla her türlü hukuki mücadelede dayanışma içinde olacağımızı kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız” dedi.
Samsun barosu eski başkanlarından 87 yaşındaki Avukat Ersoy Üstay şunları söyledi.
“Her zaman sıkıntılı günler yaşadık ama bu zamanki kadar kötü günler yaşamadık. İnanın benim yaşım 87 bu kadar rezil bir durum görmedim. Allah sonunu hayretsin bunların.”
Samsun barosu avukatlarından Av. Tufan Akçagöz;
“Maalesef hukuk devletinin geldiği durumu görüyoruz. Her geçen gün bu da nasıl oldu? Bu da olur mu dediğimiz, gelişmeler karşımıza çıkıyor. Bir avukat olarak bir hukukçu olarak hakikaten bizi şaşırtan bu gelişmeler toplumda da ciddi anlamda bir infiale sebebiyet veriyor. Rahatsızız, avukat olarak rahatsızız, yurttaş olarak rahatsızız, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak rahatsızız, yargının bu kadar siyasallaşması yürütmeye ram olması adeta, kabul edilebilir bir tutum değildir. Yargı tam anlamıyla siyasallaşmıştır. Tek adam rejiminin bu süreci tetiklediğini zaten söylüyorduk. Bugünde bunu görüyoruz. Tek adam rejimi maalesef Türkiye’de yürütmeyi de, yargıyı da, yasamayı da tek elden yürütme sistemidir. Bugün yaşanan gelişmeleri de bu minval üzerine değerlendirmek lazım. Halk sokaklarda ama boşuna değil. İnsanlar demokratik hukuk devleti için mücadele veriyorlar. Bu haklı bir mücadeledir. Vatandaşın mücadelesinde avukat olarak avukat olarak hukukçu olarak yanlarındayız. Her zaman yanlarında olmaya devam edeceğiz. İstanbul Barosu'na yönelik uygulamalar kılıyoruz. Kınamanın ötesinde oradaki meslektaşlarımızla dayanışma içerisindeyiz. Bunun yanında Sayın Ekrem İmamoğlu'nun aleyhine işletilen süreci de yakından takip ediyoruz ve sürecin de destekçisiyiz. Bu anlamda Türkiye'nin demokratik yönetilmesinden başka kaygımız ve çabamız yok. Yani 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak biz demokratik ülkenin demokratik yurttaşları olarak yaşamak istiyoruz onurlu bir şekilde. Bütün çabamız bu yöndedir” diye konuştu.
Samsun Barosu avukatlarından Lütfi Keskin;
“Bugün Samsun Barosu olarak burada adliyenin önünde Samsun Adalet Sarayı'nın bölge adliye mahkemesinin önünde özellikle son günlerde ülkemizde yaşanan yargıya ve siyasete siyasetin müdahalesi konusunda tepkimizi ortaya koyduk. Bunda son derece haklıyız. Çünkü artık yargının üzerinden iktidarın elini çekmesi lazım. Çok büyük bir baskı altında hakimler ve savcıları rahat bırakması lazım. Hakimler ve savcılar karar veremiyorlar. Avukatlar baskı altında, hükümetin baskısı altında. Hatta buna hem ekonomik hem siyasi baskının yanında yargı baskısı da üstüne eklendi. Hükümet talimat veriyor, soruşturma açılıyor. Hükümet talimat veriyor, dava açılıyor. Öyle şey olamaz. Bu Anayasa'ya daha aykırı ve hükümeti de yıpratıyor. Gerçek anlamda iktidarın başını, tabi bütün bunların sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan. Onu kaçırmamak lazım. İktidar iktidar derken, iktidar tek adamlı bir iktidar olduğu için her şey o. Adalet Bakanı'nın yaptığı hata da, Sağlık Bakanı'nın yaptığı hata da, Tarım Bakanı'nın yaptığı hata da Recep Tayyip Erdoğan'ındır. Bunun direkt sorumlusu odur ve ona tek benim naçizane tavsiyem Türkiye'de gerilimden uzaklaştırsın, Türkiye'yi rahatlatsın ve bir an önce de çekilsin iktidardan.