Haber: Mehmet Rebii Özdemir
(SAMSUN)- Samsun Tabip Odası tarafından düzenlenen Karadeniz Bölgesi tabip odaları ile Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinin katıldığı panelde, TTB Merkez Konseyi üyesi Prof. Dr. Ali Osman Karababa “Eii Bakır yeni dolgu sahası ve sağlığa etkileri” konusunda, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap ise “Başka bir sağlık sistemi mümkün” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi. Panele ayrıca TTB Merkez Konseyinden Dr. Mualla Pınar Saip, Dr. Nilüfer Ustael, Dr. Murat Erkan, Dr. Güzide Elitez ve Dr. Hilmi Önder Okay da katıldı.
Panel ve Konuşmalar
Samsun Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Canan Seren’in kısa hoşgeldiniz ve tanıtım konuşmasının ardından ilk olarak TTB Merkez Konseyi üyesi Ali Osman Karababa sunumunu yaptı. EMO Samsun Şube Başkanı ve SAMÇEP Sözcüsü Adnan Korkmaz, CHP’nin Samsun Büyükşehir Belediye Başkan Adayı İnşaat Mühendisi Cevat Öncü, Samsun Mimarlar Odası önceki dönem başkanlarından İshak Memişoğlu ve Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi CHP’li Grup Başkanvekili Atila Tekcan da birer konuşma gerçekleştirdi. Konuk konuşmacıların ardından CHP’li Samsun Milletvekili Murat Çan ve TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azat sunumlarını paylaştı.
Ali Osman Karababa'nın Sunumu
Prof. Dr. Ali Osman Karababa, “Gerçekten Türkiye’nin geleceğini şekillendiren kararlar alınıyor. Ancak onların gördüğü olumlu tablo, bizim açımızdan tam tersine büyük bir olumsuzluk anlamına geliyor. Neden olumsuzluk? Onu açıklamaya çalışacağım.” diyerek sözlerine başladı. Türkiye’deki 29 ilin ortalaması olarak, arazilerin yüzde 67’sinin başta altın ve gümüş olmak üzere madencilik faaliyetlerine tahsis edildiğini, bazı illerde, örneğin Gümüşhane’de bu oranın yüzde 92’ye kadar çıktığını belirtti. Bu büyük alanların şirketlere ruhsatlanarak madencilik için kullanıldığını ve bunların dördüncü grup madenler olduğunu aktardı. Ekoloji mücadelesine Bergama Altın Madeni ile başladığını ifade eden Karababa, “Türkiye’de madencilik süreçlerinin en önemli ayağıdır burası; ilk altın çıkarılan yer.” dedi. Cevher çukuru ve işletme alanlarında kurulan atık barajlarından ve içlerinde çok miktarda siyanürlü bileşikler, toksik kimyasallar bulunduğundan çevreye ciddi zararlar verdiğinden bahsetti. Uşak Eşme Kışlada’da açılan büyük altın madeni örneği üzerinden, işletme sonunda geride 1 kilometre çapında, 400 metre derinliğinde bir çukur bırakılacağının öngörüldüğünü, şu an çukurun 800 metre derinliğe ulaştığını aktardı. Karababa, Samsun’da Tekkeköy ve Borno gibi bölgelerdeki fabrika emisyonlarının hava yoluyla kente taşınmasının ve sıvı atıkların 250 metreden daha derine verilmesinin mümkün olduğunu belirtti. “Buna rağmen ‘tehlikesiz organik atık’ şeklinde ifadeler kuruluyor. Ama Türkiye’deki nehir ve akarsuların tamamı kirlenmiş durumda.” diye ekledi. Denizlerin alıcı ortam olduğuna dikkat çekerek, bu kadar kirli ve denetimsiz bir ortamda atıkların denize boşaltılmasının mümkün olmadığını, dolgu alanlarının 177.641 metrekareyi kapsadığını ve yaklaşık 900 bin metreküp dolgu yapılacağını söyledi. 2.700.000 ton kaya ve toprak demek olan dolgu malzemesinin 135 bin kamyon seferi ile taşınacağını ve bunun büyük hava kirliliği oluşturacağını vurguladı. Dolgu malzemesinin suyla çözülmeyen kaya ve kırmataş olduğu iddialarının doğru olmadığını belirten Karababa, “Fabrika burada. Dolgu malzemesi alacağı noktalar burada. Emisyonlar Samsun’a, Tekkeköy’e kadar hava yoluyla taşınacaktır. Buradaki yaşam bundan etkilenmeyecektir demek mümkün değildir.” ifadelerini kullandı.
Murat Çan’ın Değerlendirmeleri
2024 Şubat ayında dolgu alanlarında sülfürik asit ve fosforik asit gibi depo amaçlı kullanım hakkında müdahale etmeye çalıştıklarını belirten CHP’li Samsun Milletvekili Murat Çan, “Firma genel müdürüyle görüşmek istediler. Samsun’un istihdamına katkılarından dolayı teşekkür ettim ama ekoloji ve halk sağlığına zarar verme potansiyelini dile getirdim.” dedi.Dolgu sahasına zehirli atıkların depolanmasının gözle görülür bir gerçek olduğunu, deprem, sızıntı ve imalat kalitesiyle ilgili risklerin olduğunu aktardı. “Bir yıl sonra ya da on yıl sonra zararını göreceğimiz net bir öngörümüz yok ama kaygımız var.” diye ekledi. Panelde Samsun Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi ve CHP Grup Başkan Vekili’nin konuyu çok iyi sunumla paylaştığını, sahada itirazların olduğunu fakat kurumsal bir organize yapının henüz oluşmadığını söyledi. “Sadece bu tesise özel bir kanun çıkaracağız” gibi yaklaşımın yaygınlaşmasının tehlikeli olduğunu, “yüzlerce kez değişmiş, tanınmaz hale gelmiş” kanunların topluma maliyetinin ağır olduğunu vurguladı. Sadi Ağabey’in yazısı ve kendisinin de geçmişteki tavrını ilettiğini dile getirerek, parlamentoya destek verecek kanıtların aktarılması gerektiğini belirtti. Son olarak, özel sağlık sektörünün yeni doğan yoğun bakım yatak sayısındaki hızlı artışına dikkat çekerek, “Başka bir sağlık sistemi mümkün” dedi.
Alpay Azat’ın Sunumu
TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, “Başka bir sağlık sistemi mümkün ve hep birlikte mümkün” sloganıyla başladığı sunumunda, Türk Tabipleri Birliği’nin kanuni görevlerini ve halk sağlığı sorumluluğunu hatırlattı. 1948 Dünya Sağlık Örgütü tanımıyla sağlık kavramının sadece hastalık olmaması değil, fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden tam iyilik hali olduğunu belirtti. Sağlık hizmetlerinin sosyal belirleyicilerine dikkat çekerek; çevre kirliliği, temiz su, gıda, barınma, eğitim ve iş ortamının sağlığı doğrudan etkilediğini vurguladı. “Sağlık hizmetleri sağlığı en az etkileyen faktördür” diyerek, hastalık odaklı sistemin yerine koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen, güçlendirilmiş birinci basamak sağlık sistemi önerdi. Aile hekimi başına düşen nüfusun azaltılmasının önemine değindi, nitelik ve ekip çalışmasının güçlendirilmesi gerektiğini anlattı. “Sevk Zincir” modeliyle yaşam, çalışma, üretim ve eğitim alanlarının bütüncül sağlık yaklaşımına entegre edilmesini savundu. Finansmanın prim bazlı değil, genel bütçeden karşılanması gerektiğini söyledi ve Türkiye’nin sağlık harcamalarının düşük olduğunu hatırlattı. Panel, Samsun’daki çevre, sağlık ve madencilik faaliyetlerinin yol açtığı tehlikeleri bilimsel ve siyasal çerçevede tartışarak, bölge için birlikte mücadele çağrısı ile sona erdi.