Samsunlu Genç İklim Aktivistleri; “İklim krizine karşı boş vaatler istemiyoruz!”
Samsunlu Genç İklim Aktivistleri adına Gökhan Törener, Süleymaniye Geçidinde kamuoyuna hitaben Çevre ve Ekoloji nin tamamen harap edilmesi talan edilmesiyle ilgili açıklamalarda bulundu.
MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
SAMSUN- Genç İklim Aktivistler adına basın açıklamasında bulunan Törener şunları kaydetti. “Her yıl 19 Mart’ta düzenlenen Küresel iklim eylemine bizler de genç iklim aktivistleri olarak Türkiye’nin birçok ilinden ses veriyoruz. Avrupa’da lise ve ortaokul öğrencilerinin öncülüğünde başlayan ve bu yıl 7.senesinde olan iklim grevleri dünyanın birçok ülkesinde bugün gerçekleştiriliyor. Pandemi, yangınlar, kuraklık, iklim adaletsizliği ve sel gibi özellikle 2020 ve 2021’de ülkemizde ve dünyada gündem olmuş felaketler iklim krizi ile doğrudan bağlantılıdır. Artan sıcaklık, birçok zarara yol açan fırtınalar, buzullarda meydana gelen güncel kırılmalar ve yükselen deniz seviyesi Biyoçeşitliliğin yani yaşamı tehlikeye atıyor. Şartlara uyum sağlayamayan bir sürü canlı türü önümüzdeki yıllarda yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakılıyor” diye konuştu.
İKLİM KRİZİ GİTİTİKÇE DERİNLEŞİYOR…
Gökhan Törener açıklamasını şöyle devam ettirdi. “İklim krizi iklim mültecilerinin ortaya çıkmasına, kriz altında kalan ülkelerde üretim araçlarının azlığı sebebiyle iş gücünün değersizleşmesine ve potansiyel savaşlara yol açıyor. Bu krizin getirdiği ağır sonuçlar yüzünden insanlar yaşadıkları yerden göç etmek zorunda kalıyor. Ayrıca gün geçtikçe derinleşen iklim krizi ile birlikte yeni normalimiz haline gelen aşırı hava olayları, afetler sadece çevreyi değil, ekonomiyi, sosyal yaşamı, kültürü ve siyaseti de etkiliyor. Bu da bize gösteriyor ki iklim krizi sadece bir çevre meselesi değildir. İklim kriziyle birlikte hali hazırda sistemimizde var olan eşitsizlikler ve adaletsizlikler de derinleşiyor. İklim adaletsizliği ile birlikte ortaya sosyal adaletsizlik de çıkıyor. Bu yüzden de bizler tüm canlıların adına hak savunuculuğu yapıyor, her zaman iklim adaleti sosyal adalettir diyoruz” şeklinde konuştu.
DOĞANIN TALAN ve SÖMÜRÜSÜ HIZLA DEVAM EDİYOR!
Genç İklim Aktivistleri, adına konuşan Törener; “Özellikle ülkemizde bu pandemi döneminde çok fazla adaletsizlikler yaşadık. Şirketler tarafından yapılan doğa talanı ve sömürüsü bitmek bilmedi.
● Kazdağları'nda aktif, pasif, arama ruhsatlı, işletme ruhsatlı olmak üzere birçok alan ve şirket söz konusudur. Bu şirketlere izin verilmesi demek geleceğimizin satılması demektir.
● Ülkemizin her yerinde imara açılmak istenen ormanlık alanlar var. Bu alanların yerine villalar, alışveriş merkezleri, eğlenceye yönelik mekanlar ve daha onlarcası yapılmak yani zenginlerin ve 'ayrıcalıklıların' ihtiyaçları karşılanmak isteniyor. Ormanların imara açılması demek tüm canlıların yaşam alanlarının yok edilmesi demektir.
● Havamızı kirleterek bizleri zehirleyen onlarca kömürlü termik santral, radyoaktif gazları solumamıza sebep olan nükleer santral, ülkenin her yerini işgal etmiş olan ve doğayı yok eden yüzlerce hidroelektrik santralleri var. Tüm bu santrallerin yapılıyor oluşu ve buna izin verilmesi demek temiz hava hakkımızın elimizden alınıp havamızın satılması milyonlarca insanın sağlığıyla oynanması demektir.
● Kanal İstanbul yani talan projesi gibi dev projeler ile onlarca yaşam alanı büyük bir tehlike içerisinde bulunmaktadır. Bu projelerin inadına yapılmak istenmesi demek yuvasından edilen binlerce canlı demektir. Ve bu yapılanlar maalesef bizlere sadece inat ve rant uğruna halkını, doğasını, toprağını ve diğer canlıları yok sayan bir sistemin var olduğunu düşündürtüyor” ifadelerinde bulundu.
KENTİMİZE YANİ SAMSUN’A GELECEK OLURSAK;
Gökhan Törener açıklamasının sonunda şunları ifade etti. “Deniz dolgu alanlarının ve dere(akarsu) yataklarının imara açılması, Akarsuların denize açılan ağız kısımlarına plansız köprü ve otoyol yapılmasından, 12 yılda elektrik santral cennetine çevrilerek Türkiye’deki havası en kirli 3 ilçe arasına giren Tekkeköy’e, 24 km uzunluğa sahip en uzun kumsalına kıyı erozyonuna sebep olacak yanlış yapıların inşa edilmesinden, ülkemizdeki sayılı delta ovalardan biri olan ve tarımsal sit alanı statüsünde bulunan Yeşilırmak ovasına biyokütle adı altında günde 1500 metreküp su tüketen santral yapılmasına ve kentin nefes aldığı Canik ve Şahin dağlarındaki altın, bakır ruhsatlı madenler için açılan sondaj kuyularına feda edilen binlerce ağaçtan nasıl yakıldığı hala açıklanamayan Kızılırmak kuş cennetine kadar yağma, talan ve rant projeleri mevcuttur. Bu yapılan talan projelerinin yeryüzünde daha nicesi var. Peki, bizlere, toprağımıza, hayvanlarımıza fayda yerine zararı olan bu projelere ne sebeple izin veriliyor? Bizlerden hangi sebeplerle bu talanlara ve doğa katliamlarına karşı susmamız ve yapılanlara göz yummamız bekleniyor? Tüm bu olanlar için bizler hükümetlerden ve karar alıcılardan boş vaatler istemiyoruz. Doğaya olan talan bitene kadar bu projelere karşı sesimizi duyurmak adına mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.




