GAZETECİLİĞE ETKİLERİ MESLEK PRATİĞİ, ALGISI ve BEKLENTİSİ
Kaynaklara erişim azalıyor; niteliksizleşme, standartlaşma ve sosyal medyaya bağımlılık artıyor Evde(n) çalışma, gazetecilerin büro mesaisi dışında 'alan' çalışmasını da ortadan kaldırmış durumdadır. Gazeteciler bu süreçte yalnızca internet kaynaklarına bağımlı kalmış, gazetecilerin internet yoluyla ve telefonla ulaşabildikleri kaynak sayısı oldukça azalmış ve kaynaklarıyla ilişkileri de gerilemiş durumdadır. Hal böyleyken haberlerin niteliklerinde de düşüş yaşanmaktadır. Medyanın sermaye yapısı ve Türkiye’nin anti-demokratik siyasal atmosferi nedeniyle zaten oldukça güç koşullarda ve çeşitli sansür mekanizmalarına maruz bırakılarak üretilen haberler, pandemi döneminde artık bir de bu nedenlerle nitelik kaybına uğramaktadır. Gazeteciler de böyle bir düşüşün olduğunu vurgulamaktadır. Gazetecilerin kaynak çeşitliliğinin ve kaynaklarla iletişiminin azalması ile neredeyse yalnızca internet kaynaklarından ve çok sınırlı kalan telefon görüşmelerinden edinilen bilgilerle üretilen haberlerde niteliksizleşmenin yanı sıra standartlaşma da söz konusudur. Pandemi günlerinde sağlık alanının diğer tüm alanların önüne geçmesi ve tüm konuların sağlık alanına bağımlı hale gelmesi, gazetecilerin haber üretimi sırasında, kendileri için de yıpratıcı olan bir kısırlığa yol açmıştır. Öncesinde de sürekli olarak yeni haber konusu ve kaynağı bulmak zorunda olan gazeteciler bu dönemde sosyal medyayı daha çok kullanmaya başlamıştır. Gazetecilerin sosyal medya taramaları sıklaşmakla birlikte daha düzensiz hale gelmiştir. Öncesinde alanlarıyla ilgili kişilerin, kurumların, örgütlerin, platformların hesaplarını ve sayfalarını takip eden gazeteciler bu dönemde herhangi bir kriter olmaksızın tüm sosyal medya alanını taramaya başlamış, buralardaki çeşitliliğin içinde kaybolma riskini de yaşayarak haber konusu ve kaynağı arama çabasına girmiştir. Dolayısıyla, sosyal medyada üretilen bilgilerin kullanıldığı haberlerin taşıdığı risklerin tümü bu dönem daha da artmıştır. 'Alanda olmak' mümkün olmayınca bütün gazetecilik pratiği geriliyor Yeni iletişim teknolojilerinin sağladığı olanaklar bilinmekle birlikte gazetecilik şüphesiz “alan çalışması” ile yapılmaktadır. Gazeteciler için “alanda olmak”, mesleğin gereği ve temelidir. Alanda olmak, gerçekleşen olayların doğrudan gözlemlenebilmesi, var olan kaynaklarla iletişimin devam ettirilebilmesi, yeni kaynaklar edinilebilmesi, meslektaşlarla karşılaşmalar yoluyla bilgi alışverişinin yapılabilmesi, genel bilgilerin edinilebilmesi ve sosyal ilişkilerin sürdürülebilmesi için hayati önemdedir. Gazeteciliğin varlığı ve devamı büyük oranda “alanda olmaya” bağlıdır. Pandemi günlerinde ise zorunlu olarak girilen izolasyon süreci bunu ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla gerçekleşen olayların doğrudan gözlenmesi esası kaybolmuş, var olan kaynaklarla iletişim azalmış, yeni kaynak ve bilgi edinmenin olanakları yok olmuş, meslektaşlarla etkileşim mümkün olmaktan çıkmış ve sosyal ilişkiler sürdürülemez hale gelmiştir. Tüm bunlar, bir önceki başlıkta özel olarak vurgulandığı gibi haberlerin niteliksizleşmesine, mesleğin değersizleşmesine ve gazetecilerin mesleki gelişimlerinin törpülenmesine neden olmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekmektedir ki, evden çalışma gazetecilerin alana ulaşabilmesi sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Kentin merkezi bölgelerinde, çoğu haber olay ve kaynaklarına yakın mesafede bulunan bürolarda değil kente dağılmış durumdaki evlerde bulanan gazetecilerin (muhabir, foto muhabiri, kameraman ve teknik ekibin tümünün) olay yeri veya haber konumuna ulaştırılması zordur ve bu zorluğun haberin ortaya çıkarılmasını engellemesi çok olasıdır.
BÜRO ÇALIŞMASININ YARARLARI ORTADAN KALKIYOR…
Gazetecilikte sıradan bir günün “gündem toplantısı” ile başladığı bilinir. Bu toplantılar, dünden kalan konuların, gün içindeki gelişmelerin değerlendirildiği, gün boyu yapılacak haberlerin kolektif katkıya açıldığı, meslektaşlar arası bilgi ve fikir alışverişinin yapıldığı toplantılardır. Öte yandan büro çalışması bu tür mesleki paylaşımların gün boyu sürebilmesinin yanı sıra insani ilişkilerin de yeniden üretilmesini ve pekiştirilmesini de sağlar. Büroda bir arada olmak, haberlerin üretilmesi sırasında ihtiyaç duyulan fiziksel, sosyal ve mesleki yardımlaşmayı mümkün kılar. Gün geçtikçe azalsa da gazeteciliğin kolektif bir meslek olduğu düşünüldüğünde, büroda bir arada çalışmanın mesleğe olan katkısı açıkça görülebilir. Evden çalışmayla birlikte büro çalışmasının tüm yararlarının ortadan kalkmasının, o gün üretilen haberlere diğer meslektaşların katkısının alınamamasıyla birlikte mesleğe uzun vadeli zararlar vermesi de söz konusudur. Sermaye için önemsiz olan bu durum gazeteciler için mesleki kayıplar olarak yaşanmaktadır.
İSTİHDAMIN DARALMASI, BELİRSİZLİĞİN ARTMASI…
Evde(n) çalışma düzeninin kalıcılaşacağına ilişkin tahminler yerini gerçek eğilim ve hazırlıklara bırakmış görünmektedir. Bu gelişmeyle birlikte işkolundaki istihdamın giderek daralacağını öngörmek mümkündür. Uzun bir süredir maliyetlerin artmasına karşın gelirlerin düştüğü dikkate alındığında, pandeminin ekonomik etkisinin sektörde işten çıkarmaları giderek arttıracağını tahmin etmek zor olmayacaktır. Pandemi döneminde ortaya çıkacak istihdam daralması ve işsizlik, aynı zamanda medyada uzun süredir devam etmekte olan bir başka toplumsal-mesleki dönüşümün somutlanması için de önemli bir “vesile” olacaktır: Özellikle AKP'li sermaye medyasının ülkedeki gazetecilik mesleğinin rejimin dönüşümüne uygun hale getirilmesi görevini büyük oranda gerçekleştirdiği bu dönemde, sektördeki haber üretiminin niteliği ve bunu üretecek muhabir ihtiyacı da önemli bir dönüşüm geçirmektedir. Holdingler bünyesindeki tüm gazetelerin ortak bir muhabir havuzunu kullanması, Anadolu Ajansı'nın haberlerinin politik sebeplerle daha çok tercih edilmeye başlanması, haberlerde resmi görüş ve açıklamaların dışına çıkılmaması gibi nedenlerle muhabir gereksiniminin en aza indiğini düşünen işverenlerin ve yöneticilerin, işten çıkarma yoluna gitme ihtimali yükselmektedir. Buna ek olarak, çalışan gazeteciler için de belirsiz süreli iş sözleşmeleri yerine telifli, freelance, düşük ücretli çalıştırma gibi sektörde zaten var olan güvencesiz biçimlerin giderek daha fazla görüleceği söylenebilir. Pandemi koşullarının bu dönüşüm süreci için işverenler açısından oldukça “uygun” bir iklim yarattığı görülmektedir. DİSK Basın-İş'in yaptığı son araştırma, bu tür gelişmelerin yaşanmaya başladığını da göstermektedir. Tüm bunlar çalışan gazetecilerin istihdamlarının devamına, işsiz gazetecilerin işe girme olasılıklarına ilişkin büyük belirsizliklere neden olmaktadır. Gazetecilik alanında işten çıkarmaların ve işsizliğin artmasını, güvencesizliğin iyice yerleşmesini ve çalışma koşullarının giderek daha da katlanılamaz duruma gelmesini beklemek yalnızca kötümserlik olmayacaktır.
DAYANIŞMANIN, ÖRGÜTLÜLÜĞÜN ve ÖRGÜTLERİN ZAYIFLAMASI RİSKİ
Gazetecilik emek ve meslek örgütlenmesinin durumu, siyasi iktidarın ve işverenlerin yarattığı sorunlarla mücadele etmekte oldukça yetersiz kalmaktadır. Bunun sorumluluğu tabii ki tek başına örgütlere yüklenemez. 1980 sonrasında sendikalara ve sendikal örgütlülüğe dönük saldırılara AKP dönemi medya politikaları da eklendiğinde, suçlulaştırılmış ve örgütlülüğü dağıtılmış bir medyayla karşı karşıya kaldığımız bir gerçektir. Sendikalar Kanunu ve İşkolları Yönetmeliklerinde yapılan değişiklikler ile sendikaların örgütlülük ilişkilerinin iyice zayıflatılması söz konusu olmuştur. Cemiyet, dernek ve platformlar da tüm sorunlarla baş edebilecek durumda değildir ve özellikle 2010 sonrası ağır koşullar altında varlıklarını sürdürme mücadelesi vermek durumunda kalmışlardır. Öte yandan, gazetecilerin de örgütlülük konusunda sindirilmiş olduğu ortadadır. Sendikalara ve derneklere üyelik oranı, bu örgütlere duyulan ihtiyaçla doğru orantılı olarak artmamaktadır.
Yüz yüze ilişkilerin evde(n) çalışmayla bitme noktasına gelmiş olmasının da etkisiyle yeni üyeliklerin azalması, son yıllarda giderek etkisizleşen örgütlerin daha da işlevsizleşmesi riski kapıdadır. Bu risk kendisini önce işyerlerindeki gündelik ilişki ve dayanışmaların azalmasıyla gösterecektir. Büroda ve bir arada çalışmamak, ilkin işyerlerindeki mesleki ve sınıfsal birliktelikleri etkileyecektir, bu durum örgütlülük ilişkilerine de olumsuz yansıma olasılığı oldukça yüksektir.Burada önemle vurgulanması gerekiyor ki, hak ihlallerinin ve işten çıkarmaların olası artışı, özellikle sendikalara üyelik ihtiyacını daha da artıracaktır. Bunun önceden görülmesi, değerlendirilmesi ve buna dönük her türlü hazırlığın ve örgütlenme çalışmalarının bir an önce başlatılması, sendikaların önündeki ilk görevdir. Sürece örgütlü, hazırlıklı ve mücadeleyi göze alarak girilmesi gerekmektedir ve böyle yapacak olan sendikaların örgütlülüğünün artması da beklenebilir. Konu basit şekilde 'üye sayısı' değil yakıcı şekilde 'örgütlülük' sorunu ve çalışmasıdır.