Geriye tek bir gerçek kaldı:
Bu ülkede çocuklar, en güvenli olması gereken yerde bile korunmuyor.
Bu Bir Skandal Değil, Bir Sonuçtur
Hep aynı kelime kullanılıyor: “Skandal.”
Oysa skandal, istisnadır.
Meclis’te yaşanan çocuk istismarı ise bir sonuçtur.
Bu düzenin, bu iktidarın, bu siyasal zihniyetin doğal sonucudur.
Çocukları korumayan, kadınları yaşatmayan, failleri cesaretlendiren bir devlet pratiğinin vardığı son noktadır. Bugün Meclis’te ortaya çıkan tablo; “nasıl olur?” diye sorulacak bir sapma değil, “zaten oluyordu” denilecek bir sürekliliktir.
Cezasızlık Bir Politika Haline Getirildi
Türkiye’de çocuk istismarının önündeki en büyük engel yasa eksikliği değil, bilinçli cezasızlıktır.
Hatırlayalım:
2023 Temmuz’unda, apar topar çıkarılan infaz düzenlemesiyle çocuk istismarı failleri, kadın katilleri serbest bırakıldı.
2021’de kabul edilen 4. Yargı Paketi, cinsel suçlarda tutuklamayı neredeyse istisnai hale getirdi.
2019’da Adalet Bakanlığı, cinsel istismar verilerini kamuoyundan gizledi.
Devletin rakamları sakladığı, failleri saldığı, mağdurları yalnız bıraktığı bir ülkede istismar artar. Bu bir öngörü değil, yaşanmışlıktır.
Meclis’teki istismar da işte bu politikanın ürünüdür.
“Bir Kereden Bir Şey Olmaz”dan Bugüne
Bu ülke çocuk istismarına yabancı değil.
Ensar Vakfı’nda onlarca çocuğun istismar edildiği ortaya çıktığında dönemin Aile Bakanı’nın söylediği o cümleyi unutmadık:
“Bir kereden bir şey olmaz.”
O gün söylenen bu cümle, bugün Meclis’in mutfağında karşımıza çıktı.
“Küçüğün rızası var” diyerek çocuk istismarcılarını affetmeyi önerenleri,
“15 yaş olgun olabilir” diyerek çocuk evliliğini savunanları,
Diyanet’in çocuk yaşta evliliği meşrulaştıran fetvalarını,
6 yaşındaki kızını tarikat şeyhine veren babayı ve buna sessiz kalan devleti unutmadık.
Unutmadığımız için bugün şunu net söylüyoruz:
Meclis’te yaşananlar münferit değil, süreklidir.
Torba Yasalar Faillere Cesaret Veriyor
Tam da bu istismar açığa çıkmışken, Meclis’te ne konuşuluyor?
Torba yasalar.
Af ihtimalleri.
“Toplumsal hassasiyetler.”
Son 11 ayda en az 350 kadın katledilmişken,
Koruma kararı olmasına rağmen Meclis çalışanı Saliha Ozan öldürülmüşken,
Türkiye neredeyse bir kadın mezarlığına dönüşmüşken;
Faili rahatlatan her düzenleme, yeni suçların davetiyesidir.
Meclis’teki istismarı mümkün kılan tam olarak budur:
Fail, arkasında devlet olduğunu bilir.
Çocuklar Okulda Değil, İşte Ölüyor
Bu istismarı eğitim politikalarından bağımsız düşünmek mümkün mü?
Elbette hayır.
MESEM’ler aracılığıyla çocuklar ucuz iş gücüne dönüştürüldü.
Sadece bir yılda en az 72 çocuk çalıştığı işyerinde hayatını kaybetti.
Bunu protesto eden üniversite öğrencileri tutuklandı.
Toplumsal cinsiyet eşitliği müfredattan silindi.
Karma eğitime savaş açıldı.
Çocuklar ya işçi yapıldı ya da “itaat”e hazırlandı.
Meclis’te istismar edilen çocuklar, bu politikanın doğal sonucudur.
Bu Bir Güvenlik Açığı Değil, Siyasal Tercihtir
Artık dürüst olalım:
Bu ülkede çocuklar korunmuyor çünkü korunmaları öncelik değil.
Çocuk emeği ucuz.
Çocuk susturulabilir.
Çocuk itiraz edemez.
Bu yüzden sorumluluk sadece faillerde değildir.
Denetim görevini yerine getirmeyen Meclis yönetimi sorumludur.
Üstünü örten, geciktiren, görmezden gelen herkes sorumludur.
Ve elbette Meclis Başkanı da siyasi sorumluluk taşımaktadır.
Bu ülkenin kadınları ve çocukları unutmaz.
İsimleri, yasaları, sözleri, imzaları hatırlar.
Ve bugün bir kez daha söylüyor:
Çocuk istismarına af yok.
Cezasızlığa son.
İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülsün.
Çünkü çocukları koruyamayan bir Meclis,
Bu halkı temsil edemez.