SON DAKİKA

Artık yalnızca emekçiler değil, sanayiciler de kaybediyor.

Ve buna karşılık bir kesim var ki krizden etkilenmiyor, hatta güçleniyor: Ranttan kazananlar.

Türkiye ekonomisinin bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorun enflasyon, kur ya da faiz tartışmalarının ötesinde bir yapısal dönüşümdür. Bu dönüşümün adı, üretim ekonomisinden rant ekonomisine geçiştir.

 Bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanıyor. Türkiye’nin ihracat lokomotiflerinden biri olan, yüzbinlerce kişiye iş sağlayan bu sektör son yıllarda ciddi bir daralma içinde. Sektörde istihdam kaybı 400 bin kişiye yaklaşmış durumda.

Bu sayı sadece bir istatistik değildir.

Bu, 400 bin ailenin gelirini kaybetmesi demektir.
400 bin hanede hayatın zorlaşması demektir.
Yüzbinlerce genç için umudun ertelenmesi demektir.

Dahası, bu kayıp geçici değil, kalıcı bir küçülmenin işaretidir.

Fabrikalar kapanıyor.
Atölyeler üretimi durduruyor.
Siparişler yurtdışına kayıyor.
Yeni yatırım yapılmıyor.

Bugün birçok tekstil üreticisi ya kapasite düşürüyor ya da üretimini Mısır, Bangladeş, Vietnam gibi daha düşük maliyetli ülkelere taşıyor.

Bu sadece bir sektörün krizi değil.

Bu, Türkiye’de üretimin rekabet gücünü kaybettiğinin göstergesidir.

Peki, bu noktaya nasıl gelindi?

Sorunun cevabı tek bir başlıkta değil, birbiriyle bağlantılı ekonomi politikalarında yatıyor.

Yüksek finansman maliyetleri üreticiyi krediye ulaşamaz hale getirdi.
Artan enerji ve işçilik maliyetleri rekabet gücünü zayıflattı.
Kur politikasındaki baskı ihracatçının fiyat avantajını ortadan kaldırdı.
İç piyasadaki daralma siparişleri düşürdü.

Sonuç olarak üretim yapan işletmeler için ayakta kalmak her geçen gün daha zor hale geldi.

Bir sanayici için bugün en büyük sorun talep değil, maliyet değil, hatta rekabet de değil.

En büyük sorun belirsizlik.

Yarın ne olacağını öngöremeyen bir üretici yatırım yapmaz.
Yatırım yapılmazsa istihdam artmaz.
İstihdam artmazsa işsizlik kalıcı hale gelir.

Bugün Türkiye’de yaşanan tam olarak budur: Kalıcı istihdam kaybı.

Sanayide yaşanan bu daralma yalnızca tekstille sınırlı değil. Makine, otomotiv yan sanayi, plastik, metal ve birçok emek yoğun sektörde benzer bir eğilim görülüyor. Küçük ve orta ölçekli işletmeler ayakta kalma mücadelesi verirken, yeni yatırım kararları erteleniyor.

Oysa bir ekonominin gücü, üretim kapasitesiyle ölçülür.

Fabrika sayısı azalıyorsa,
Kapasite kullanımı düşüyorsa,
Sanayi yatırımları yavaşlıyorsa,

Bu durum yalnızca bugünün değil, geleceğin de riske girdiğini gösterir.

Çünkü sanayisiz büyüme sürdürülebilir değildir.

Ekonomide asıl dikkat çekici olan ise kazananların profili.

Bugün üretim yapan zorlanırken, üretmeden kazanan alanlar büyüyor.

Yüksek faiz ortamı finansal gelirleri cazip hale getiriyor.
Gayrimenkul ve arsa yatırımları reel sektörün önüne geçiyor.
Kısa vadeli kazançlar, uzun vadeli üretimin yerini alıyor.

Bu tablo, ekonominin yön değiştirdiğini gösteriyor.

Artık sermaye, fabrika kurmak yerine finansal araçlara yöneliyor.
Risk almak yerine beklemek daha kârlı hale geliyor.

Ekonomide bu durumun adı nettir: Rant ekonomisi.

Rant ekonomilerinde üretim geri plana düşer.
İstihdam artmaz.
Gelir dağılımı bozulur.
Orta sınıf zayıflar.

Bugün Türkiye’de yaşanan sürecin en tehlikeli yönü de budur.

İşsizlik meselesine de bu açıdan bakmak gerekir.

İşsizlik yalnızca iş arayanların sorunu değildir.
İşsizlik, üretimin daralmasının sonucudur.

Bir ülkede fabrikalar kapanıyorsa,
Yeni yatırımlar yapılmıyorsa,
Üretim başka ülkelere kayıyorsa,

Orada işsizliğin sorumlusu bireyler değil, ekonomik tercihlerdir.

Bugün gençlerin iş bulamaması, meslek sahiplerinin alan dışı çalışması, üniversite mezunlarının düşük ücretlere razı olması aynı yapısal sorunun sonucudur.

Ekonomi yeterince iş üretmemektedir.

Daha da önemlisi, sanayide yaşanan kayıpların geri dönüşü zordur.

Bir fabrika kapandığında sadece bina kapanmaz.
Usta dağılır.
Tedarik zinciri bozulur.
Müşteri kaybedilir.
Pazar elden çıkar.

Ve çoğu zaman o tesis bir daha açılmaz.

Bu nedenle bugün yaşanan küçülme geçici bir dalgalanma olarak görülmemelidir. Bu, üretim kapasitesinde kalıcı bir erime riskidir.

Türkiye’nin geçmişteki büyüme hikâyesi üretim ve ihracata dayanıyordu. Anadolu’da kurulan organize sanayi bölgeleri, küçük işletmelerin büyümesi, emek yoğun sektörlerin istihdam yaratması bu başarının temeliydi.

Bugün ise bu model zayıflıyor.

Eğer üretim yerine rant daha cazip hale gelirse,
Eğer sanayici yatırım yerine beklemeyi tercih ederse,
Eğer istihdam yaratmak riskli görülürse,

Ekonominin büyümesi kâğıt üzerinde kalır.

Gerçek büyüme, üretim ve istihdamla ölçülür.

Bugün Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu temel soru şudur:

Üreten mi kazanacak, bekleyen mi?

Eğer mevcut eğilim devam ederse, önümüzdeki yıllarda daha az fabrika, daha az istihdam ve daha yüksek işsizlik kaçınılmaz olacaktır. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal sonuçlar da doğuracaktır.

İşsizliğin artması yoksulluğu derinleştirir.
Gelir eşitsizliğini büyütür.
Toplumsal umudu zayıflatır.

Ekonomik politikaların başarısı yalnızca büyüme oranlarıyla değil, kaç kişinin iş bulabildiğiyle ölçülür.

Bugün gelinen noktada tablo açıktır.

İşçi zor durumda.
Memur zor durumda.
Emekli zor durumda.
Sanayici zor durumda.

Ama üretmeden kazananlar güçlü.

Bu nedenle Türkiye’nin en acil ihtiyacı yeni teşvik paketleri değil, yeni bir ekonomik yönelimdir.

Üretimi önceleyen,
Sanayiyi koruyan,
İhracatı destekleyen,
İstihdamı merkeze alan bir yaklaşım.

Çünkü bir ülkenin gerçek gücü, finansal göstergelerinde değil, çalışan insan sayısında ve dönen fabrikalarında saklıdır.

Bugün Türkiye’de asıl mesele ekonomik kriz değildir.

Asıl mesele, ekonominin hangi tarafı güçlendirdiğidir.

Eğer üretim zayıflıyor, işsizlik artıyor ve rant büyüyorsa, ortada bir piyasa sorunu değil, bir tercih sorunu vardır.

Ve bu tercihin sonuçları, kapanan fabrikaların sessizliğinde, iş arayan gençlerin bekleyişinde ve geçim mücadelesi veren milyonların hayatında açıkça görülmektedir.

 


MEHMET REBİİ ÖZDEMİR

14.02.2026 21:56:00

Üreten Kaybediyor, Rant Kazanıyor

Türkiye’de son yıllarda sıkça konuşulan bir gerçek var: İşçi zor durumda, memur geçinemiyor, emekli hayat mücadelesi veriyor. Ancak artık tabloyu sadece bu kesimlerle sınırlı görmek büyük bir yanılgı olur. Çünkü bugün ekonomik daralmanın etkisi sadece çalışanları değil, üretimi ve sanayiyi de doğrudan vurmuş durumda.

TÜİK’İN MANİPÜLASYONLU RAKAMLARINA KANMIYORUZ VE İKTİDARIN SEÇİM VAATLERİNİN PEŞİNDEYİZ!

BES SAMSUN ŞUBE BAŞKANI TULUK; ENFLASYON AÇIKLANDI, RAKAMLAR YALAN, YOKSULLUK GERÇEK!

BİRLEŞİK KAMU-İŞ SENDİKASI SAMSUN ŞUBE BAŞKANI; TÜM ÇALIŞANLARA SEYYANEN ZAM YAPILMALIDIR!

SAMSUN TSO YÜKSEK İSTİŞARE KURULU İLK TOPLANTISINI YAPTI!

SAMSUN TSO YÖNETİMİNE BAŞARILAR DİLEDİLER…

SAMSUN 11 AYDA 171 ÜLKEYE İHRACAT YAPTI!

Birleşik Kamu-İş Samsun Şubesi; Sermayeye Değil Emekçiye Bütçe!

TÜİK Talimatlı Oranlarla Cebimizden Çalmaya Devam Ediyor

CHP’li Hancıoğlu: Fındık üreticimizi, kartel hizmetkârı iktidardan kurtaracağız!

Türkiye’de Fındık ve Mamulleri Sektöründe Ferrero Fındık, 6. Kez İhracat Şampiyonu Oldu!

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 22 17 1 4 40 55
2.FENERBAHÇE A.Ş. 22 15 0 7 31 52
3.TRABZONSPOR A.Ş. 22 13 3 6 17 45
4.GÖZTEPE A.Ş. 21 11 3 7 15 40
5.BEŞİKTAŞ A.Ş. 21 10 4 7 10 37
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 21 9 6 6 14 33
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 22 7 6 9 -2 30
8.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 21 7 7 7 -6 28
9.KOCAELİSPOR 21 7 8 6 -4 27
10.CORENDON ALANYASPOR 22 5 6 11 -1 26
11.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 22 6 11 5 -5 23
12.HESAP.COM ANTALYASPOR 22 6 11 5 -13 23
13.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 22 4 9 9 -9 21
14.TÜMOSAN KONYASPOR 22 4 10 8 -10 20
15.İKAS EYÜPSPOR 22 4 12 6 -17 18
16.KASIMPAŞA A.Ş. 21 3 11 7 -13 16
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 21 2 10 9 -26 15
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 21 3 15 3 -21 12