MEHMET REBİİ ÖZDEMİR

Tarih: 16.02.2026 19:51

Çocukların karnı açken, gündem Ramazan yazısı mı?

Facebook Twitter Linked-in

Okula giden çocukların karnı tok mu?

Son günlerde Veli-Der’in, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Ramazan ayı kapsamında okullara gönderdiği yazıya yönelik tepkisi, tam da bu soruyu yeniden ülke gündemine taşıdı. Tartışmanın özü dini hassasiyetler ya da Ramazan’ın değeri değil. Tartışmanın özü şu:
Çocuklar açken, devletin önceliği ne olmalıdır?

Çünkü Türkiye’de eğitim artık yalnızca pedagojik bir mesele değil. Eğitim aynı zamanda yoksulluk, eşitsizlik ve çocuk emeği meselesidir.

 Öncelik gerçekten ne?

Ramazan ayı elbette bu toplumun kültürel ve inanç dünyasında önemli bir yere sahiptir. Ancak devlet yönetiminde esas olan, kamusal önceliklerin doğru belirlenmesidir.

Bugün Türkiye’de milyonlarca çocuk:

Öğretmenlerin sahadan aktardığı tablo açık:
Açlık, artık sınıfların en büyük eğitim sorunu haline geldi.

Bu gerçek ortadayken, okullara Ramazan’a ilişkin idari yazılar gönderilmesi, doğal olarak velilerde şu soruyu doğuruyor:

“Çocuğumun oruç tutup tutmadığını konuşmadan önce, karnını doyurmayı konuşamaz mıyız?”

 Yoksulluk eğitimde görünmez değil

Türkiye’de yoksulluk artık gizlenebilir bir durum değil. Öğretmenler öğrencilerinin montsuz geldiğini görüyor. Veliler, çocuklarına harçlık veremedikleri için utanç yaşıyor. Okul yöneticileri, bağış toplayarak çocuklara sandviç almaya çalışıyor.

Birçok okulda sessiz bir dayanışma ağı var.
Ama bu dayanışma, kamusal bir sorumluluğun yerini tutamaz.

Çocukların beslenmesi bir hayır işi değil, devlet görevidir.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde ücretsiz okul yemeği uygulaması var. Çünkü biliyorlar ki:

Türkiye’de ise bu konu hâlâ sistemli bir politika haline getirilebilmiş değil.

 Eğitim mi, sosyal yardım mı?

Eğitim politikası artık sosyal politikadan ayrı düşünülemez. Çünkü sınıflar artık yalnızca bilgi verilen yerler değil; yoksulluğun en çıplak görüldüğü alanlar.

Bir öğretmen derste matematik anlatıyor ama öğrencinin aklında tek bir soru var:

“Bugün eve gidince yemek var mı?”

Böyle bir ortamda Ramazan hassasiyeti üzerinden idari düzenlemeler yapmak, sahadaki gerçeklikle bağ kuramayan bir yaklaşım olarak görülüyor.

Velilerin ve eğitim örgütlerinin tepkisi bu yüzden yalnızca ideolojik değil, hayati bir tepki.

 MESEM gerçeği: Eğitim mi, ucuz işçilik mi?

Sorunun bir diğer boyutu ise Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM).

Son yıllarda hızla büyütülen bu model, “meslek kazandırma” başlığıyla anlatılıyor. Ancak sahadan gelen bilgiler farklı bir tabloya işaret ediyor.

MESEM kapsamında:

Ve en acısı…

Son dönemde MESEM kapsamında çalışırken hayatını kaybeden ya da sakat kalan çocukların haberleri kamuoyuna yansıdı.

Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor:

Eğitim sistemi çocukları koruyor mu, yoksa erken yaşta işgücüne mi teslim ediyor?

Eğer bir ülkede çocuklar okula değil işyerine gidiyorsa, eğitim politikası yeniden düşünülmelidir.

ÇEDES tartışmaları: Eğitim alanı mı, ideolojik alan mı?

Bir başka tartışma başlığı ise ÇEDES projeleri. Okullarda çeşitli dini içerikli etkinliklerin yürütülmesi, eğitim alanının niteliği konusunda yeni sorular doğuruyor.

Veliler ve eğitimciler şunu söylüyor:

“Çocuğun gelişimi pedagojik ihtiyaçlara göre mi planlanıyor, yoksa ideolojik tercihlere göre mi?”

Eğitim politikası; bilimsel, eşitlikçi ve çocuk merkezli olmak zorundadır.
Çocukların dünyası, yetişkinlerin ideolojik tartışmalarının sahası haline getirilmemelidir.

 Açlık ve çocuk emeği aynı tablonun parçaları

Türkiye’de eğitimde yaşanan sorunlar birbirinden kopuk değil.

Açlık varsa, çocuk çalışır.
Yoksulluk varsa, okul terk artar.
Gelir eşitsizliği varsa, eğitim eşitsizliği büyür.

Bugün MESEM’e yönelen birçok çocuk aslında bir tercihte bulunmuyor.
Ailenin ekonomik zorunluluğu, çocuğun kaderi haline geliyor.

Eğer devlet çocukların beslenmesini, temel ihtiyaçlarını ve eğitimde kalmasını güvence altına almazsa, erken yaşta çalışma bir istisna değil, sistem haline gelir.

 Eğitimde gerçek öncelik: Çocuk

Eğitim politikalarının merkezinde tek bir soru olmalı:

“Bu karar çocuğun yararına mı?”

Eğer bir çocuk:

O ülkede eğitim politikası başarısızdır.

Ramazan’a ilişkin yazılar, etkinlikler ya da düzenlemeler elbette yapılabilir. Ancak bunlar çocuğun temel ihtiyaçları karşılandıktan sonra anlamlıdır.

Aksi halde toplumun önemli bir kesimi bunu şöyle okur:

“Çocuğun inancını konuşuyoruz ama açlığını görmezden geliyoruz.”

 Veli-Der’in tepkisi neyi gösteriyor?

Veli-Der’in açıklaması yalnızca bir yazıya itiraz değil. Bu tepki, sahadaki velilerin yaşadığı gerçekliğin dışavurumudur.

Veliler artık şunu söylüyor:

Bu tablo karşısında kamunun önceliğinin farklı başlıklarda yoğunlaşması, doğal olarak tepki yaratıyor.

 Çocukların Ramazan’ı nasıl geçiyor?

Belki de asıl soru şu:

Bir çocuk için Ramazan ne anlama geliyor?

Eğer bir çocuk zaten yıl boyunca yeterli beslenemiyorsa, onun için oruç bir ibadet değil, günlük hayatın zorunlu gerçeğine dönüşür.

Yoksulluk, çocukların dini deneyimini bile farklılaştırır.
Bu nedenle çocuk politikaları yapılırken, sosyal gerçeklik göz ardı edilemez.

 Son söz: Önce çocukların karnı doymalı

Eğitim sistemi, çocukları hayata hazırlamak için vardır.
Ama önce onları hayatta tutmak gerekir.

Türkiye’de artık tartışılması gereken başlıklar açık:

Çocukların karnı açken yapılan her tartışma eksiktir.
Çocuklar işyerlerinde yaralanırken yapılan her reform yarımdır.
Çocuklar eğitim yerine geçim derdine düşerken yapılan her plan kağıt üzerinde kalır.

Bir ülkenin geleceği, çocuklarının sınıfta tok oturup oturmadığıyla ölçülür.

Ve bugün Türkiye’de en acil eğitim reformu belki de tek cümledir:

Önce çocukların karnını doyurun.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —